Düşünüyorum...
Bir kelimeye odaklanmalıyım: “merhamet.” Gözümü kapatıyorum, loş bir ara
sokaktayım, iki yanımda binaların arka duvarları, gri bir yığın, yükseliyor.
Işıltılı cephelerin döküntü gerçekleri. Neden merhamet kelimesini düşününce
kendimi burada buldum?
Kimse
burada olduğumu bilmiyor, tabi bilemezler; kafamın içindeyim. Merhamet yalnız
olabilmek mi? Merhamet görmek, yalnız kalabilmek mi? Merhamet gösterebilmek,
insanları yalnız bırakabilmek mi?
Gerçekleri
görmek mi? Gerçekleri göstermek mi? Süslü yalanlarla onları kandırmamak, yalan
olmaktansa yalın olmak mı? Yoksa bu dünyanın gerçeği mi? “Uğruna öldürdüğünüz
dünya budur arkadaşlar, bir durun Allah aşkına!” diyerek onları uyandırmak mı?
Merhamet...
affa ihtiyacı olanları affedebilmek mi? Affa ihtiyacı olmayan masumları
koruyabilmek mi? Affa ihtiyacı olduğunun farkında olmayanları ne yapmaktır
merhamet?
Paylaşmak
mı, hissetmek, “empati kurmak” ya da anlayış göstermek?
Anlayış,
af, empati, paylaşım, dürüstlük... yukardan bakmak demek. Daha üstün olan
affeder, “büyüklük” onda kalır. Daha bilge olan anlayış gösterir. Daha çok
bilen empati kurar. Daha insan olan hisseder. Daha kuvvetli olan dürüst olmayı
seçme hakkını elinde bulundurur. O halde...
Merhamet...
olduğu gibi kabul etmek olmalı. Başkasına merhamet gösterirkenki çıkış noktası
kendi kusurluluğu olmalı insanın. Başkalarını kendiyle aynı noktada görmek
için, kendinin de başkaları kadar olduğunu görmeli. Eşit oksijen hakkı, eşit
doyma, eşit giyinme hakkı, eşit sevme sevilme hakkı, eşit yaşama hakkı.
Merhamet,
varlık düzlemimizi idrak etmek demek.
Önümüzdeki
aylarda -şimdiye kadar olduğu gibi- merhametimiz sınanmaya devam edecek. Mursi
ile, seçim ile, Ramazan’ın gelmesi ile muhtemelliği artan İsrail saldırıları
ile, dünyanın öteki ucunda oruç tutması yasak olan kardeşlerimiz ile,
Suriye’den gelmeye devam eden ve yol kenarlarımızda mendil satan kardeşlerimiz
ile, ile ile ile ile ile......
Daha
baştan şu merhamet işini yanlış anladığımız için, ışıktaki entarili esmer
arkadaşa iki tl verdiğimizde kendimizi merhametli sanacağız yine. Eskilerimizi
ihtiyaçlılara götürsün diye bu işle az çok ilgilenen komşumuza verince de keza.
Merhamet...
Merhamet... Kendini ıssız loş bir arka sokakta bulmaktır. Süslü dünyanın gerçek
yanını görmek ve tevazu sahibi olmak, yalnızlığını anlamak, herkes kadar
ayrıcalıklı olduğunu farketmektir. Yaratılmış bir insan olunca, merhametin de
cürmün kadar olur. O da zaten ne kadarcıktır...
Selametle...
Kendime merhamet edesim var.....
YanıtlaSilDeğil mi... Kendimize merhamet etmek, yaratıldığımız şekilde gücümüzün azlığını idrak edip kendimize boyumuzdan büyük roller biçmemek, huzura erebilmek için teslim olmak, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek... Belki bu yüzden isyan edip, inkâr edip kendine bir yücelik ithaf edenlere Kur'an'da "kendilerine zulmedenler" deniyor. Kendine merhamet etmekle başlıyor iş. Ne kadar güzel söylemişsiniz.
Sil