Merhaba,
Öfkesini yenebilen güçlü pehlivanlara...
Bütün ebeveynler çocuklarını en güzel şekilde yetiştirmek ister.
Fakat bir anne iseniz, hele de çok çocukluysanız işiniz zor demektir. Onun
dersi bunun ödevi, yemeği, çamaşırı, arkadaşı, götürdüsü getirdisi... hiç de
kolay olmayan, bitmek bilmeyen bir rutin. Sonuçta insansınız ve bir yerde kendinizi
kaybedebiliyorsunuz. Düşünün gün içindeki yoğunluğunuzdan sonra akşam okuldan
eve gelmiş bir sıkıntısını anlatmaya çalışan abi, diğer yanda birbiriyle
didişen iki kardeş, bir de tuvaletten “annneeeee geeel!” diye bağıran küçük
kardeş, ve yetiştirmeye çalıştığınız akşam yemeği... her şey sizin infilak
etmeniz için uygun halde. Sonuçta siz de Müfettiş Gadget değilsiniz, ve ahtapot
gibi kollarınız da yok. Oracıkta patlayıverirsiniz kendinizi tutamayıp. Kime?
Tabi ki en olmaması gereken kişiye; ağzınızdan çıkacak bir sözle yardım
bekleyen ergen çocuğunuza. Sonrası malum; sizde büyük bir pişmanlık, “ah azıcık
daha tutsaydım kendimi” duygusu, krizden nasibini alan diğer kardeşler, vs...
Benzeri bir tablo gözünüzün önüne gelivermiştir sizin de.
“Bir anne olarak benim en çok öfkelendiğim şey çocuğumun
internetten dadısı, facebooktan arkadaşı ve her şeye evet diyen bir babası
olması” diyor bir arkadaşımız. Belki biz günümüz annelerinin en çok canını
sıkan şey çocuklarımızın en güzel zamanlarını bilgisayar başında geçirmesi.
Bilgiye, eğitimlerine sağladığı katkı ayrı, fakat istisnasız şekilde bütün
çocukların internet başında geçirdiği fazladan zaman hem üzüyor hem de yeni
öfke ortamları hazırlıyor. Ergen yaştaki çocuk öfkeye dünden hazır; akraba
ortamlarından uzakta, vakit geçirecek eşi-dostu da olmayan çocuk kendinin
merkezde olduğu dünyasıyla gerçek dış dünya arasında kaldığında sinirlenmek ve
sinirlendirmek için sayısız sebep bulabiliyor.
Zaten en yakınımızdakilerle en çok didişiriz. Hele hayatı yeni
tanıyan ve hızla büyümeye çalışan çocuklarımızla nedenli-nedensiz bir
uyuşmazlık kısa sürede çatışmaya dönüşüverir. Tatlı başlayan sofra
muhabbetlerimiz bir hışımla sona ererken, az evvelki huzurumuz birkaç cümleyle
dağılıvermiştir. Sakin kafayla düşündüğümüzde ise onlar bizim canımız
ciğerimizdir, lutfedilmiş emanettir; az evvelki kızgınlığımız ise son derece
anlamsızdır. Aslında üst üste pek çok şey yaşanmıştır, içimize attığımız ya da
bastırdığımız duygular birikmiştir, kartopunun yuvarlana yuvarlana büyümesi
gibi gümbür gümbür yıkıp geçmiştir herşeyi. Sonrası malum.
Oysa ki ebeveyn olarak bizler daima sakin kalmaya azami özen
gösterip, acizlik ve çaresizlik illetine teslim olmamalıyız. Belki de en
önemlisi karşılaştığımız sıkıntıya değil de çözüm yollarına yoğunlaşabilmektir.
Aksi taktirde öfkemizin ardından gelen tartışma bir kuvvet gösterisine dönüşüp
işler sarpa saracak fakat birkaç saat sonra bir pişmanlık derinden derine
katmerlenecektir. Hallolmamış mesele ise geçici bir süreliğine rafa
kaldırılacak; zihnimizin bir köşesinde çivi vazifesi yapacaktır.
Her evde vardır kriz anları. Yukarıda bahsi geçtiği gibi anında
patlamaktansa çözümle üretmeye, kendi kendimize düştüğümüz hatalardan ders
almaya çalışalım, sakinleşmenin bir yolunu bulalım. Mesela öfkeyi dindirmek
için kimimiz içinden 10’a kadar sayar, kimi elini yüzünü yıkar, kimi ortam
değiştirir. Belki en etkili çözüm sürekli kendimize sabrı ve o anki krizin de
diğer her şey gibi bir sonu olduğunu telkin etmektir. Keseceğimiz cezayı,
sitemkâr sözleri, kahırlı konuşmaları on-onbeş dakika erteleyebilmek hepimizin
hayrına olacaktır. Bu arada bebeklik fotoğrafına bakalım, ilk giydiği
patiklerine dokunalım, eğri büğrü yazısıyla “anne seni seviyorum” yazdığı
notunu okuyalım. Daha olmadı o bizi deli eden çocuğumuzu gelecekte babayiğit
bir adam ya da hoş bir hanımefendi olarak tahayyül edelim. Öfkeyle kabaran bir
deniz olan yüreğimizi sımsıcak duygular saracak ve o zaman daha makul
davranışlar sadır olacaktır bizden.
Kızgın olduğu anlarda neden kızdığını belli etmekle birlikte
öfkesine yenilmeyen bir ebeveyn, çocuğuna kişiliğini sağlamlaştırmak suretiyle
en büyük hediyeyi vermiş olacaktır. Tüm pedagogların anlaştıkları bir husus
ebeveynlerin çocukların karşısında kararlılıkla durması hususu; fakat bu sadece
bir kez hayır dediğimiz bir şeye daha sonra evet demememiz anlamına gelmiyor.
Karşısına çıkan engellerden, tersliklerden yılmayan, kızdığında öfkesine
yenilmeyen, kendine hakim olan bir ebeveyn figürü olarak çocuğumuza örnek
olmamız gerekiyor. Öfkelenip sağa sola saldıran, Donald Duck (http://www.youtube.com/watch?v=x39-AgyU3Xg)
gibi tepinen bir anne ya da baba hiçbir çocuğun işine yaramaz.
Hepimizin yoğun günlük programlarımızdan sonra akşam
dinleneceğimiz vakitlere can attığımız bir gerçek. Ödevini yapmayan, yemeğini
yemeyen, üstünü giyinmeyen, uyumayan, her şeye itiraz eden bir çocuk ya da
çocuklar elbette sabır imtihanı oluyor. Ama onların açısından bakınca; o da
yoğun bir günden sonra evine gelmiş, canının istediğini yapmak istiyor,
dinlenmek istiyor, bütün gün okul zilinin emrine göre hareket ettikten sonra
biraz kafasına göre takılmak istiyor, bütün gün ders yaptıktan sonra artık ödev
yapmak istemiyor. Bizim kendi yorgunluğumuzun sebebi de o değil neticede, akşam
dörtte beşte eve gelen bir çocuğun anne ya da babasının yorgunluk sebebi olması
mümkün değil. O halde çocuklarımıza evdeki işgalcilermiş gibi, huzurumuzu
kaçırmak için uğraşıyorlarmış gibi davranmayalım. Stresli büyükler olabiliriz,
ama onların bunda bir suçu yok. Bütün bireyleri sabah sağa sola dağılan ve tüm
enerjisini dışarıda tüketen aile akşam olup eve toplandığında birbirinin huzur
kaynağı olsun, anne-baba ve çocuklar birbirinde dinlensin, rahatlasın
sakinleşsin. Bunun için çaba gösterelim. Bu konuda göstereceğimiz sebat
çocuklarımıza da yansıyacak, onlar da eninde sonunda bu yönde hareket edecektir
inşallah.
Bu ayki yazımıza küçük bir hikayeyle son verelim:
“Güneş
ve rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar ve rüzgar:
''Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım'' der. “Şuradaki
yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan.Bahse girerim o paltoyu üstünden
senden çok daha çabuk söküp alabilirim.” Bu denemeye razı olan güneş bir
bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar
şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır. Sonunda rüzgar
pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcakça gülümser.
Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Paltosunu çıkarır.
İddiayı kazana güneş rüzgara: ''Dostluk ve nezaket,her zaman haşinlik ve zorbalıktan
daha güçlüdür'' der.”
Selametle kalın...
Hatice Abla Köşesi
Hatice Abla teknolojik bir hanım değil tabi ki, bütün tonton
teyzeler gibi o da cep telefonlarına, tabletlere uzaylı icadı gibi bakıyor. Ama
geniş ve her yere dağılmış olan ailesini bir arada tutabilmek için bir watsap
grubu kurmayı akıl etmiş. O kadar gencin düşünemediğini düşünmüş yani. “Şimdi sabahları
herkes birbirine bir selam vermeden güne başlamıyor kızım, böyle çok iyi oldu”
diyor. Hatice Abla’ya bir üstün başarı plaketi daha sunup karşısında hazırola
geçiyoruz. Bu seferki de irtibat tarifi oldu böyle, hep yemek tarifi olacak
değil ya!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder