Merhaba,
Kardeşlik ne demektir diye bir kez olsun düşünmüşlere...
Geçen ay kontrolsüz öfkeden, başkasını düşünememek-kendini
başkasının yerine koyamamaktan, imanlı kalpte öncelikle muhabbet olması
gerektiğinden bahsederken birden karışan
ortalık ve 1400 küsur yıldır ilk kez aralarında fitne zuhur eden Ehl-i Sünnet
Müslümanları durumu ortalığı kasıp kavurdu. Böylesi bir tefrika dalaveresi
dönerken konumuz mevcut güncel durumla alâkasızmış gibi davranamayız. Gayet
sivil anneler olmakla beraber, birbirine öfke değil muhabbet besleyen bir nesil
yetiştirme vazifesi üstümüzde olduğundan, yazdıklarımız ve yazacaklarımız da bu
yangını söndürmeye yönelik olmalı diye düşünüyoruz. Fitne zamanında atından
inenlerden olmamız gerektiği Hadis-i Şerif ile sabit olduğundan, kişisel
görüşümüz ne olursa olsun ortada durup barıştırıcı bir rol üstlenmemiz
gerektiği aşikâr. Bu minvalde dua ediyoruz; kafası karışan içi kabaran etrafına
paranoya ile bakmaya başlayan herkes inşallah huzur bulur, görüşü netleşir,
doğruyu eğriyi ayırt eder(iz). Allah basiretimizi ferasetimizi arttırsın, fitne
çıkarıp kardeşliği bozmaya kalkışan herkimse Allah onu da ıslah etsin, eğrisini
doğrultsun... Amin diyerek kendi kelamımızdan ziyade Allah ve Resulü’nün (sav)
kelamını konuşmak üzere söze başlıyoruz inşallah.
Kâinatın yaratılışında ölçü vardır, insanın duygularında da
ölçülü olması emredilmiştir. Kur’an-i Kerim’de 30’dan fazla ayette yaratılışın
nasıl ölçülü olduğu, ölçüyü bozanların-taşıranların nasıl kendilerine
zulmettiği, Allah’ın ölçüye nasıl önem verdiği anlatılır. Sevgide, nefrette,
mal biriktirmede ya da o malı harcamada, evlatlarımıza, eşe-dosta, ana-babaya
davranışlarda hep ölçü konulmuş, ifrat ve tefrit konularında uyarılmışızdır.
Bunların bazıları kişinin özel yaşamı ile ilgiliyken bir çoğunun toplumsal
yaşantımızda büyük etkileri vardır. Son zamanlarda hepimizi üzen hadiselerde
mü’min bireyin ölçü konusundaki hassasiyetinin, imanla sağlamlaşmış bakış
açısının, ferasetinin önemi daha da gözler önüne serilmiştir.
Müslüman en özel tarifiyle diğer insanların elinden ve dilinden
emin olduğu, güvene-selamette olduğu kişidir. Bu şu manaya gelir:
kardeşlerimizle ilişkilerimizde biz onlardan ve onlar da bizden incinmemeli.
Yunus Emre’nin söylediği gibi, dervişlik incinmemek ve incitmemektir. Demek ki
bir hadise cereyan ettiğinde vereceğimiz tepki önce zihnimizde tartılmalı,
Allah ve Resulu’nun (sav) ölçülerine göre değerlendirilmelidir. Kendimize
soracağımız soru “yapacağım iş söyleyeceğim söz Allah rızasına uygun düşecek
mi?” olmalıdır. Zaten öncelikle yaşanan hadise ile ilgili bize bir haber
geldiyse bu haberin ya da duyduklarımızın doğruluğu tespit edilmeli, haberi
getirenin güvenilirliği sağlam olmalı değil midir? Nitekim Hucurat suresi bu
manada müthiş açıklayıcı ve başımıza gelen meselelerde nasıl davranılması
gerektiğine dair önemli bir kaynaktır.
Bu durumda inanan bir kişi bu surenin muhteviyatını her daim zihninde
hazır bulundurmalıdır. Altıncı ayette “Ey iman
edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'.
Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra
işlediklerinize pişman olursunuz” buyurulur. Demek ki Müslümanlar olarak gereksiz
pişmanlıklar yaşamamak için en basit tabiriyle açıktan günah işleyen kişinin
fasık olduğunu düşünebilir, davranışlarımızı şekillendiren haber kaynaklarımızı
buna göre değerlendirebiliriz.
“Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse
kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki
esirgenirsiniz”
(Hucurat, 10) ayeti,
"Canım kudret elinde olan Allah'a
yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi
sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi
seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"
(Müslim,
îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9,
Edeb 11) hadisi
gereğince yaşamamız icab ettiğine göre, geçen ay bahsettiğimiz gibi bir anda
kabaran öfkemize, kulağımıza çalınan eğri büğrü havadise kanıp hazin kin ve
düşmanlık çukurlarına düşmek bir yana, aksine aramızda muhabbeti arttırmanın
yollarına bakmamız icab eder. Bu yollardan biri hadiste de geçtiği üzere
selamdır, ve selamı yaymak büyük sevaplardan sayılmıştır. Fetih suresi 29.
ayette Allah “Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere
karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler” buyurmakta;
merhametimizi, sevgimizi öncelikle inanan din kardeşlerimize saklamamızı emretmektedir.
Müslüman diğer bir Müslüman hakkında her zaman hüsn-ü zan ile düşünür, zira
su-i zanda bulunmak tefrikaya götüren kötü bir yoldur. Hucurat suresi 12.
ayette Allah birbirimiz hakkında zanna kapılmamamızı, gıybet yapmamamızı ve
kardeşlerimizin gizli yönlerini araştırmamamızı emretmekte, adeta bugün
karşılaştığımız manzaraya işaret edip “size birbirinizin özel hayatını
kurcalamayın, birbirinize karşı zanla iş yapmayın demedim mi?” diye
seslenmektedir. Oturup düşünenler için ayetler ve hadisler bugün yolumuzu
aydınlatacak, doğruyla eğriyi ayırt etmemizi ve doğru olanı yapmamızı
sağlayacak, neticede tüm inananları kurtaracak ipuçlarıyla dolu değil
midir?
Mü’min basiret ve feraset sahibidir; başkalarını aldatmayacağı
gibi, başkalarına da aldanmaz. Mü’min galeyana gelmez, gaza gelmez, düşünmeden
hareket etmez, fevri davranmaz. Her işin bir imtihan boyutu olduğunu bilir. Bir
söz söylemeden, bir iş yapmadan önce Peygamber Efendimiz’in (sav) hayatına
bakar, örnek alır. Misalen, henüz Medine döneminde en azılı münafıklar fitne
peşinde koşarken Peygamber Efendimiz (sav) hepsini isim isim bilmesine rağmen
hiçbirini açıklamamış, teşhir etmemiştir. Şimdi bakışımızı kendimize çevirelim.
Bugünkü Müslümanlara; bize ne oluyor ki birbirimizi hiçbir şey bilmediğimiz halde münafıklıkla yaftalayabiliyoruz? Gerçekten olmuş olan hadiseleri konuşmak
bile gıybet olarak adlandırılıp yasaklanmış olduğu halde gerçek olmayan
belgesiz ispatsız mesnedsiz hadiselerle birbirimizi nasıl suçlayabiliyoruz? Bu
durumda saplantılarımızı, kesin doğru olduğunu düşündüğümüz zanlarımızı,
bağlantılarımızı, okuduğumuz gazeteleri, izlediğimiz kanalları, sosyal medyada
gördüklerimizi duyduklarımızı her şeyi bir yana koyup en temel kimliğimize geri
dönelim; sadece Mü’min olarak ayet ve hadis ışığında bakalım etrafımıza,
olanlara. Ondan sonra Allah rızası doğrultusunda ne yapmamız gerektiğine karar
verelim, şahsi çıkarımız sıkıntımız düşüncemiz gerçeklerin önüne geçmesin. Biz
yönümüzü gerçeğe döndürelim.
Selamet ile, dua ile kalınız.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder