17 Ocak 2014 Cuma

Merhaba,

Kardeşlik ne demektir diye bir kez olsun düşünmüşlere...

Geçen ay kontrolsüz öfkeden, başkasını düşünememek-kendini başkasının yerine koyamamaktan, imanlı kalpte öncelikle muhabbet olması gerektiğinden bahsederken  birden karışan ortalık ve 1400 küsur yıldır ilk kez aralarında fitne zuhur eden Ehl-i Sünnet Müslümanları durumu ortalığı kasıp kavurdu. Böylesi bir tefrika dalaveresi dönerken konumuz mevcut güncel durumla alâkasızmış gibi davranamayız. Gayet sivil anneler olmakla beraber, birbirine öfke değil muhabbet besleyen bir nesil yetiştirme vazifesi üstümüzde olduğundan, yazdıklarımız ve yazacaklarımız da bu yangını söndürmeye yönelik olmalı diye düşünüyoruz. Fitne zamanında atından inenlerden olmamız gerektiği Hadis-i Şerif ile sabit olduğundan, kişisel görüşümüz ne olursa olsun ortada durup barıştırıcı bir rol üstlenmemiz gerektiği aşikâr. Bu minvalde dua ediyoruz; kafası karışan içi kabaran etrafına paranoya ile bakmaya başlayan herkes inşallah huzur bulur, görüşü netleşir, doğruyu eğriyi ayırt eder(iz). Allah basiretimizi ferasetimizi arttırsın, fitne çıkarıp kardeşliği bozmaya kalkışan herkimse Allah onu da ıslah etsin, eğrisini doğrultsun... Amin diyerek kendi kelamımızdan ziyade Allah ve Resulü’nün (sav) kelamını konuşmak üzere söze başlıyoruz inşallah.   

Kâinatın yaratılışında ölçü vardır, insanın duygularında da ölçülü olması emredilmiştir. Kur’an-i Kerim’de 30’dan fazla ayette yaratılışın nasıl ölçülü olduğu, ölçüyü bozanların-taşıranların nasıl kendilerine zulmettiği, Allah’ın ölçüye nasıl önem verdiği anlatılır. Sevgide, nefrette, mal biriktirmede ya da o malı harcamada, evlatlarımıza, eşe-dosta, ana-babaya davranışlarda hep ölçü konulmuş, ifrat ve tefrit konularında uyarılmışızdır. Bunların bazıları kişinin özel yaşamı ile ilgiliyken bir çoğunun toplumsal yaşantımızda büyük etkileri vardır. Son zamanlarda hepimizi üzen hadiselerde mü’min bireyin ölçü konusundaki hassasiyetinin, imanla sağlamlaşmış bakış açısının, ferasetinin önemi daha da gözler önüne serilmiştir.



Müslüman en özel tarifiyle diğer insanların elinden ve dilinden emin olduğu, güvene-selamette olduğu kişidir. Bu şu manaya gelir: kardeşlerimizle ilişkilerimizde biz onlardan ve onlar da bizden incinmemeli. Yunus Emre’nin söylediği gibi, dervişlik incinmemek ve incitmemektir. Demek ki bir hadise cereyan ettiğinde vereceğimiz tepki önce zihnimizde tartılmalı, Allah ve Resulu’nun (sav) ölçülerine göre değerlendirilmelidir. Kendimize soracağımız soru “yapacağım iş söyleyeceğim söz Allah rızasına uygun düşecek mi?” olmalıdır. Zaten öncelikle yaşanan hadise ile ilgili bize bir haber geldiyse bu haberin ya da duyduklarımızın doğruluğu tespit edilmeli, haberi getirenin güvenilirliği sağlam olmalı değil midir? Nitekim Hucurat suresi bu manada müthiş açıklayıcı ve başımıza gelen meselelerde nasıl davranılması gerektiğine dair önemli bir kaynaktır.  Bu durumda inanan bir kişi bu surenin muhteviyatını her daim zihninde hazır bulundurmalıdır. Altıncı ayette “Ey iman edenler, eğer bir fasık size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz” buyurulur. Demek ki Müslümanlar olarak gereksiz pişmanlıklar yaşamamak için en basit tabiriyle açıktan günah işleyen kişinin fasık olduğunu düşünebilir, davranışlarımızı şekillendiren haber kaynaklarımızı buna göre değerlendirebiliriz. 

Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz”
(Hucurat, 10) ayeti, "Canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!"
(Müslim, îman 93-94. Ayrıca bk.Tirmizî, Et'ime 45, Kıyamet 56; İbni Mace, Mukaddime 9, Edeb 11) hadisi gereğince yaşamamız icab ettiğine göre, geçen ay bahsettiğimiz gibi bir anda kabaran öfkemize, kulağımıza çalınan eğri büğrü havadise kanıp hazin kin ve düşmanlık çukurlarına düşmek bir yana, aksine aramızda muhabbeti arttırmanın yollarına bakmamız icab eder. Bu yollardan biri hadiste de geçtiği üzere selamdır, ve selamı yaymak büyük sevaplardan sayılmıştır. Fetih suresi 29. ayette Allah  Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler” buyurmakta; merhametimizi, sevgimizi öncelikle inanan din kardeşlerimize saklamamızı emretmektedir. Müslüman diğer bir Müslüman hakkında her zaman hüsn-ü zan ile düşünür, zira su-i zanda bulunmak tefrikaya götüren kötü bir yoldur. Hucurat suresi 12. ayette Allah birbirimiz hakkında zanna kapılmamamızı, gıybet yapmamamızı ve kardeşlerimizin gizli yönlerini araştırmamamızı emretmekte, adeta bugün karşılaştığımız manzaraya işaret edip “size birbirinizin özel hayatını kurcalamayın, birbirinize karşı zanla iş yapmayın demedim mi?” diye seslenmektedir. Oturup düşünenler için ayetler ve hadisler bugün yolumuzu aydınlatacak, doğruyla eğriyi ayırt etmemizi ve doğru olanı yapmamızı sağlayacak, neticede tüm inananları kurtaracak ipuçlarıyla dolu değil midir?  

Mü’min basiret ve feraset sahibidir; başkalarını aldatmayacağı gibi, başkalarına da aldanmaz. Mü’min galeyana gelmez, gaza gelmez, düşünmeden hareket etmez, fevri davranmaz. Her işin bir imtihan boyutu olduğunu bilir. Bir söz söylemeden, bir iş yapmadan önce Peygamber Efendimiz’in (sav) hayatına bakar, örnek alır. Misalen, henüz Medine döneminde en azılı münafıklar fitne peşinde koşarken Peygamber Efendimiz (sav) hepsini isim isim bilmesine rağmen hiçbirini açıklamamış, teşhir etmemiştir. Şimdi bakışımızı kendimize çevirelim. Bugünkü Müslümanlara; bize ne oluyor ki birbirimizi hiçbir şey bilmediğimiz halde münafıklıkla yaftalayabiliyoruz? Gerçekten olmuş olan hadiseleri konuşmak bile gıybet olarak adlandırılıp yasaklanmış olduğu halde gerçek olmayan belgesiz ispatsız mesnedsiz hadiselerle birbirimizi nasıl suçlayabiliyoruz? Bu durumda saplantılarımızı, kesin doğru olduğunu düşündüğümüz zanlarımızı, bağlantılarımızı, okuduğumuz gazeteleri, izlediğimiz kanalları, sosyal medyada gördüklerimizi duyduklarımızı her şeyi bir yana koyup en temel kimliğimize geri dönelim; sadece Mü’min olarak ayet ve hadis ışığında bakalım etrafımıza, olanlara. Ondan sonra Allah rızası doğrultusunda ne yapmamız gerektiğine karar verelim, şahsi çıkarımız sıkıntımız düşüncemiz gerçeklerin önüne geçmesin. Biz yönümüzü gerçeğe döndürelim.


Selamet ile, dua ile kalınız.     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder