17 Mart 2015 Salı

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla... Asra yemin olsun ki, insan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır. 
(Asr Suresi) 

≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈


Sultan

Seçkin
Bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımın dolu olsa 
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum


A. Cahit Zarifoğlu



 ≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈

Hiç tükenmeyeceğini sandığımız zaman hazinesinin dibi göründüğündedir pişmanlık.

Kendine yakıştıramadığın işler yaptığındadır.

Bir anlık öfkene yenik düştüğünde...

Nefsinin kahkahalarını işittiğinde...

Ya da başaramadığında, güçsüz kaldığında, zannettiğin kadar kavi olamadığında...

İçindeki ses senin duymak istemediğin şeyler söylediğinde, dahası sen onun haklı olduğunu bildiğinde.

Senin içindedir, ta içinde.

Başkası ise pişmanlığının öznesi, onun gözlerinde değil fakat aynaya baktığında kendi gözlerinde gördüğündedir; dönüştüğün kişide, yeni kimliğinde.

Artık sırtında taşımak zorunda olduğun yükün, senin cezan, hatanın neticesi.

Pişmanlık...

Ve bir adım ötesi; pişmanlığının idrak edilmemesi. Kabul görmemesi. Önemsenmemesi. Kendi ellerinle kazdın bu kuyuyu kendine, çıkmak için kimseden yardım isteyemeyeceğini bilmelisin. Kendi hatanın cezasını, pişmanlığınla çekmelisin.

Kırdığın kalpler Allaha bağlı direk, kesintisiz bir hat ile. Seninki de bağlı, ama kendi affını dilemeden önce o kırıkları onarman gerek artık. Hattını zayıflattın...

Affedilmek için önce affetmek gerekir. Lakin kullar, kendi nefsaniyetleri içinde, Yaratıcıları kadar affedici olamazlar. Nasıl affedileceksin?

Kendini nasıl affedeceksin?

Ya hangisi daha kötü: Pişmanlık duymanı gerektirecek bir şey yapmak mı, pişmanlık duymak mı, yoksa pişmanlık duyman gerekirken bunun farkında olmamak mı? Af dilemen gerekirken kendini pir-i pak sanmak mı? Yaptığın hatadan mı, hatayı fark etmeyişinden mi daha çok müteessir olmalısın?

Suçu hep kendine mi aramalısın? Kendine kabahat bulmak mı daha acımasızca, yoksa kabahatini görmemek mi?

Sorular... sorular... cevaplar değişir. Hissedilen şey değişmez. O içindeki ağır hüzün seninledir artık. 

İşte böyle, pişmanlık... alnına çalınan bir leke, yüzünde bir yara izi, kırık bir kol, kesik bir bacak, ya da ağarmış saçlar ve zayıf kemikler... ihtiyarlık misali, pişmanlık her yerini sarıp seni ele geçirdi, geri gelmeyecek artık gidenler. Ellerinle itelediklerin... göz göre göre, bile bile harcadığın, tükettiğin zamanın gibi.

≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈

Zamanın bolluğu seni yanıltmıştır, peki ya darlığı? Sıkışmışlık, her şeye yetişememek ve zamana karşı yarış da bir o kadar tehlikelidir esasen. Telaş ve koşuşturma arasında boğulurken, nefes alman zorlaşacak ve belki de sonunu hesab edemediğin adımlar atacaksın. Hayatının en önemli kararlarındaki hatalarına sebeb, kendini köşeye sıkışmış hissetmen olacak. Baskı altındaki sen doğru oturup eğri konuşacak, belki de sadece üç beş dakika sonrası kendine yakıştıramadığın sözler sarfedeceksin. Bu çağın hastalığı endişe ve kaygıların arttıkça normal davranabilme özelliğini yitirebilirsin. Hele de sana emanet olarak verilmiş evladının ''Anne, lütfen biraz sakin olur musun?'' ikazıyla karşılaştığında afallama sırası sendedir. Ya da sekiz yaşındaki afacan karşına geçip ''Anne, beş yaşındayken halıya bal döküp şekil çizdiğimde neden o kadar kızgın görünüyordun?'' cümlesi vicdan azabı eşliğinde buruk bir gülümsemeye yol açar.

Gece başını yastığa koyduğunda ''ne olurdu şu tarla yüzünden halamla kötü olmasaydım; eşimi annesinden sebeb darıltmasaydım; gürültü yüzünden üst komşumu sıkıştırmasaydım; bugün müşteriye defolu mal satmasaydım...'' gibisinden uzayan keşkelerle boğuşmak ne kadar yorucu. Hayat hikayelerini ibret nazarıyla dinlersen şayet, ademoğlu ya diken batası dilinden ya kör olası inadından ya da incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden sebeb hayıflanır, kahırlanır da velakin fayda etmez artık. Üstad Necip Fazıl'ın muhteşem ifadesiyle; ''Sonunda eyvah diyeceğin şeye başında eyvallah deme. Pişman ol fakat pişman ölme....''

Yapıp ettiklerinin yanında bir de elinde imkan varken yapamadıklarına dövünürsün. Yaralı bir gönlü avutamadınsa, bir kalp sızısını dindiremedinse, bir garibin önünden öylece geçip gittinse, haksızlığa karşı sustunsa, kötülüğe geçit verdinse, insanlığın selameti için çırpınmadınsa ve hiç olmazsa dua etmedinse otur ve kendine ağla. Ağla ki belki affolunursun.

≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈

Ey Can,
Ruhun ve bedenin kimi zaman dünyanın hayhuyundan yorgun düşer de dengen bozulursa acele etme. Evvela senden yaşça ve yolca büyüklerinin limanına sığın; onlarla istişare et ve bu güzel insanlara danış. Özüne ve sözüne güvendiğin dostlarınla dertleş, halleş. Sevdiklerinde gözünü gönlünü dinlendir. Bismillah de ve yola düş. Şayet dirilerin nefesi seni selamete çıkarmamışsa yolunu bir kabristana düşür de toprağın bağrından gelen sesleri dinle. Bak İmam Gazali sana sesleniyor; ''Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için, dünyadakiler birbirini kırıp geçiriyor.''







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder