14 Temmuz 2013 Pazar



Eğer daha dikkatli dinleselerdi, büyük kitaplık dolabının arkasından gelen incecik hapşırık, ve bazen de hıçkırık seslerini duyabilirlerdi. Gerçi ses çok kısık ve anlaşılmazdı, neticede bir terliğin sesiydi, ama en azından kedi duyabilirdi. Aslında kedi çok tembeldi, duysa bile sesin kaynağını aramayacaktı. O kadar uğraşamazdı.

Terlik ağlıyordu çünkü aylardır dolabın arkasındaydı, hapşırıyordu çünkü toz içinde kalmıştı, kimse onu aramıyordu, ve en kötüsü de diğer tekinin akıbetini bilmiyordu. Anne bir gün boyunca onu elinde dolaştırmış, kayıp teki aramış, ama bulamamıştı. En sonunda onu da atmaya karar vermişti ama tam atacağı sırada kapı çalmış, o da terliği bir kenara koymuş, küçük oğlan da koşarak yanından geçerken bir tekmede onu dolabın arkasında savurmuştu. Zavallıcık daha o anda unutulmuştu bile. Ne kadar bağırıp seslendiyse de sesini duyuramadı. Sabır içinde beklemek zorundaydı. Belki diğer teki bir yerlerden çıkar, belki annenin aklına gelir, onu da ararlardı. Yepyeniydi ikisi de, daha alınalı bir hafta bile olmamıştı. Yeni sezon modasıydı, tabanı kauçuk, üstü mor fitilli kadifeydi, kenarlarında incecik bir kürk şerit, üstünde de deriden yapılmış süslemeleri vardı. Dikişlerini ayakkabı ustası Kadir Bey özellikle kontrol etmişti, zaten bütün çiftleri tek tek kontrol ederdi. Bir hata görürse hemen kalfa Zeynel’i çağırır, hatayı düzelttirir, düzelmeyecekse defolu ürün kutusuna koyardı. Kendisi ve çiftiyse her bakımdan kusursuzdu! Ve şimdi dolabın arkasında, daha hemen hiç giyilmeden eskimek zorundaydı...

Aslında nasıl olup da ayrı düştüklerini kendisi de anlayamamıştı; bir an orada kapının yanında Zeynep’in okuldan gelmesini bekliyorlardı, bir an sonra diğer teki fırlayıp gözden kaybolmuştu, bu gene küçük oğlanın işiydi de, öyle hiç iz bırakmadan nasıl kaybolabilmişti ki? Hatırlıyordu, anne onları ortaokula giden kızı için almıştı. Kış gelmişti ve geçen yılki pofuduk tavşan terlikler artık ayağına olmuyordu, çocukların ayakları ne çabuk büyüyordu!  Tavşanları da Zeynep’ten bir yaş küçük kuzeni Sevde’ye verdiler. Çocukcağız zaten ilk gördüğünden beri tavşanlara hayrandı. Zeynep hevesini almıştı zaten, artık daha ciddi bir terlik istiyordu, ve bu mor kadife terlikler tam da istediği gibiydi. Hem de sıcacıklardı. Üstelik de Kadir Usta’nın elinden çıkmışlardı. Zavallı Zeynep, terlikleri kaybolduğu için çok üzülmüştü herhalde. Çocukcağız terliksiz çok üşüyecekti, nolacaktı şimdi...

Oturma odasındaki dolabın arkasına sıkışmış olmanın bazı iyi tarafları da  vardı; en azından evin ücra bir köşesinde değildi, olanı biteni takip edebiliyordu mor terlik. Babanın terfi aldığını, annenin komşu Zerrin Hanım’dan öğrendiği harika börek tarifini, küçük oğlanın bahçede düşüp başını yardığını, abinin ara tatilde eve geleceğini, Zeynep’in yeni bej rengi polar ev ayakkabıları olduğunu öğrendiği gün öğrenmişti hep. O yüzden hepsi bir bir aklındaydı. Ne yapacağını şaşırmıştı, ne düşüneceğini bilememişti bir an. Demek ki orada unutulduğu, kendisinden ve çiftinden ümit kesildiği kesinleşmişti artık. Kaderinin en iyi ihtimalle günün birinde belki bulunup çöpe atılmak olduğu aşikar olmuştu. Oysa ki kauçuk tabanıyla birleştirildiği ve kaliteli bir terlik olarak dünyaya gözlerini ilk açtığı günden beri tek istediği vazifesini yerine getirebilmek, sahibinin ayaklarını ısıtarak ömrünü geçirmek, ve nihayetinde belki ihtiyacı olan bir başkasına verilip emeklilik günlerini huzur içinde tamamlamaktı. Şimdiyse boşa gittiği başından belli olan bir hayatı, bitmesini bekleyerek ve tozlanarak tüketmek zorundaydı. Ne kadar talihsiz bir terlikti o! Diğer tekinin nerede olduğunu bir bilebilseydi, belki kediyi ikna edip ikisini tekrar buluşturmasını sağlayabilirdi. Ama hiçbir fikri yoktu...

Günler ve geceler birbirine çok benzer şekilde geçip gidiyordu. Anne arada sırada temizlik yapıyor, elektrik süpürgesinin sesini her duyduğunda zavallı mor terlik heyecanlanıyordu, ama boşuna! Dolabın arkasını temizlemek annenin hiç aklına gelmiyordu. Aslında galiba büyük kanepeyi çekip altını süpürmeyi de ihmal ediyordu. Hatta çoğunlukla örtüleri kaldırmadan etraflarından toz alıyordu. Çok da titiz bir kadın sayılmazdı neticede. Belki o da temizlik yapmaktan bıkmıştı, çünkü bütün gün uğraşıp didinip yaptığı işi kimse fark etmiyor, evdeki hiçkimse “bugün de evi dağıtmasak da annenin işi kolaylaşsa” diye düşünmüyordu. Hele o küçük oğlan yok mu! Eve girer girmez fırtına gibi esmeye başlıyor, evde taş üstüde taş bırakmıyordu. Zaten diğer tekiyle ayrılmalarının ve kaybolmalarının sebebi de oydu! Onu bir eline geçirse kauçuk tabanıyla bir güzel pataklayacaktı!

Baba terfi ve zam aldığı için çok mutluydu, eskiden eve yorgun ve asık suratlı gelirdi ama artık yüzü gülüyordu. Aile olarak keyifleri yerindeydi. Tabi yerinde olurdu! Onlar teklerini kaybetmemişlerdi ki! İnsanlar anlaşılan kendileri rahat olunca yanıbaşlarındaki dertleri göremiyordu.

Aylar geçip gitmiş, kış bitmiş, yaz gelmişti. Bej rengi polar ev ayakkabısı da eski pofuduk tavşanlar gibi eskimiş, küçülmüş ve başkasına verilmişti. Onlarla tanışma fırsatı bile bulamamıştı mor terlik. Hayat çok garipti. Beklenmedik olaylarla doluydu...

Yaz sonuna doğru bir akşam çocuklar yattıktan sonra anneyle babanın fısır fısır konuştuklarını duydu mor terlik, dikkat kesilip dinledi; bu işin içinde kesin bir iş vardı! Uzun uzun dinledikten sonra, hiç beklemediği bir şey duydu: evden taşınıyorlardı! Anneyle baba artık bir ev almalarının zamanı geldiğini, geçenlerde baktıkları şu evin de çok güzel olduğunu söylüyordu. Mor terlik birden heyecanlandı; taşınmak demek kendisinin bulunması, hatta belki diğer tekinin de bulunması demekti!

Mor terliğin taşınmak için heyecanla beklediği günler çok da uzun sürmedi, kısa sürede karar verilmiş ve adımlar atılmıştı, anne çoktan eşyaları kolilemeye başlamıştı, her gün taşınma telaşıyla geçiyordu. Nihayet nakliye firması gelip kocaman tırı kapıya dayadığında mor terliğin heyecandan içi içine sığmıyordu! Kurtulacaktı artık! Adamlar eşyaları teker teker sarıp götürmeye başladılar, nihayet sıra mutfaktan buzdolabını almaya geldiğinde mor terlik annenin şaşkın şaşkın “aaa bu terlik burdaymış!” diye söylendiğini duydu! Kulaklarına inanamıyordu! Diğer teki bulunmuştu işte! Hem de buzdolabının arkasından çıkmıştı! Orda kimbilir ne kadar hırpalanmış, yorulmuş, sıkılmıştı; o da diğer tekini düşünüp durmuş, aynı kendisi gibi, endişe içinde beklemişti bunca zaman. Şimdi artık buluşabilirlerdi! Heyecandan dolabın arkasından fırlayacak gibi hissediyordu kendini ki, annenin sesini tekrar duydu; anne diğer teki neredeydi acaba, attım herhalde ben onu diye kendi kendine konuşuyordu, ve nihayet mor terliğin hiç aklına gelmeyen bir şey yaptı... diğer tekini kapının yanına koydukları büyük siyah çöp poşetine attı....

Dünya mor terliğin başına yıkılmıştı. Başı dönüyor, kulakları uğulduyordu. Artık hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Başına gelenler daha kötü olamazdı... zavallı mor terlik, tam da eşini artık bulduğunu düşünmüştü... duygularını ifade etmeye kelimeler yetersiz kalıyordu.

Bu perişan vaziyette mor terlik nakliyecilerin birkaç saat sonra büyük dolabı da kaldırdığını, ve kendisinin ortaya çıktığını, bulunduğunu fark edemedi. Anne adamların arkasından dolaşırken onu da görmüştü, gelip onu eline alıp baktığında mor terlik anca kendine geldi, ve bulunduğunu fark etti. Ama bulunmanın artık onun için bir anlamı yoktu. Anne “ben bunu atmamış mıyım...” diye sesli düşünüp, gidip onu da aynı siyah çöp torbasına attığında mor terliğin aklı başından uçtu gitti! Bu nasıl inanılmaz bir hadiseydi! Tam artık her şeyin bittiğini düşündüğü sırada, diğer tekiyle işte bu çöp torbasının içinde karşılaşmıştı! Hasretle kucaklaştılar. İkisi de bu şekilde buluşmuş olmanın mutluluğu içindeydi. Artık gerçekten de çöpe atılmış olmak onları üzmüyordu. Kişinin gerçekten sevdiği biriyle birlikte olması geri kalan tüm aksilikleri gölgede bırakıyordu.

Yolun kenarında, diğer çöp torbalarıyla birlikte çöp kamyonunun gelmesini beklediler. Kimbilir o torbaların da içinde ne hikayeler vardı. Derken bir hışırtı duyuldu, bu çöp kamyonu değildi, öyle olsa çok daha fazla ses çıkması gerekirdi. İçinde oldukları torbanın ağzı açıldı, bir çift el torbayı karıştırmaya başladı. Mor terliklerin içini gene bir korku kapladı: ya yine ayrılırlarsa?! Ellerden biri birbirine iyice yanaşmış olan mor terliklere değdi, yavaşça tutup yukarı çekti çıkardı onları, ve hazine bulmuş gibi mutlu oldu sokak lambasının ışığında beliren kırışıklı, kirli kır sakallı yüzün sahibi. Hemen onları bulduğu temiz bir gazete kağıdına sardı, kocaman paltosunun özellikle yırtılıp kocamanlaştırılmış iç cebine koydu. Torbayı biraz daha karıştırdı; bir tahta kaşık, kulpu eğrilmiş bir ibrik, yarısına kadar yazılmış bir defter ve bir de sapı kırık cezve buldu, hepsini çantasına attı, ve sokak lambalarının ışığında hızlı adımlarla yola koyuldu.


Uzun bir yürüyüşten sonra eve vardı evsiz adam. Surdışında bir barakada, arkadaşının kendisine emanet ettiği yetim kızıyla yaşıyordu. Bu kızcağız evsiz adama yoldaş olmuş, onu hayata bağlamıştı geçen yıllar içinde. Şimdi okula gidiyor, evde ona yardım ediyordu. Büyüyünce çok büyük işler başaracaktı. Ama şimdi yaklaşan kışa hazırlanmaları gerekiyordu, ve kızcağızın artık harika bir çift terliği vardı! İnsanlar çöpe ne hazineler atıyordu, inanılır gibi değildi. Ama neyse ki atıyorlardı doğrusu!

Mor terlikler güzelce temizlendi, küçük kızın yatağının ayak ucuna kondu. Bütün bir kış boyunca sevgiyle giyildiler. Hatta sonraki kış da, ve sonraki kış da. Nihayet küçüldüklerinde, artık büyük olan küçük kız onları topuklarından birer kurdeleyle duvara astı, içlerine kalemlerini koydu. Böylece onlardan hiç ayrılmak zorunda kalmadı. Mor terlikler küçük kız büyüyüp üniversiteye gidinceye, mezun oluncaya, çalışmaya başlayıp babasıyla kendisi için küçük bir ev alıncaya kadar hep onunla mutluluk içinde yaşadı. Nihayet küçük kızın da küçük bir kızı olduğunda, mor terlikler yeniden temizlendi, onarıldı, ve yeni küçük kızın oyuncaklarını taşımak üzere yeni bir duvara asıldılar....

Artık mor terlikler için “onlar ermiş muradına” deme vakti geldi. Birbirini seven tüm insanlar da ersin muradına, bizim yaşlı mor terlikler gibi...   

.............................................

Hatice Abla Köşesi

Bu ay tarif yerine Ramazan için özel bir-iki önerimiz var:

-  * Hazırladığınız yemeklere bir miktar kimyon katın, uzun süren açlıktan sonra gaz problemine iyi gelir.
-    * Güllaç yaparken süte şekeri az koyun, tepsiye dizerken her katta azar azar süt ekleyin, ilk birkaç kattan sonra ortasına sakızlı muhallebi ya da muhallebi döküp dizmeye devam edin, en üstüne yine sütünü gezdirip uzun süre çektirin.
-  * Orucunuzu açınca yemeğe tam gaz devam etmek yerine ilk birkaç lokmadan ya da çorbadan sonra namaz molası verin.


Selametle… 


  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder