6 Haziran 2014 Cuma

Merhaba,

Bütün annelere...


İlk kundağın
Ben oldum, yavrum;
İlk oyuncağın
Ben oldum.

Acı nedir
Tatlı nedir... bilmezdin
Dilin damağın
Ben oldum.
Elinin ermediği
Dilinin dönmediği
Çağlarda, yavrum
Kolun kanadın
Ben oldum
Dilin dudağın
Ben oldum.

Belki kıskanırlar diye
Gördüklerini
Sakladım gözlerden
Gülücüklerini...
Tülün duvağın
Ben oldum!

Artık isterlerse adımı
Söylemesinler bana
'Onun Annesi' diyorlar...
Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

Bir dediğini iki
Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
Ve seni öyle sevdim sana
O kadar ısındım ki
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
Gün oldu kırdın...
İncinmedim;
İlk oyuncağın
Ben oldum.. Yavrum
Son oyuncağın
Ben oldum...

Layık değildim
Layık gördüler
Annen oldum yavrum
Annen oldum!
  
Delirtiyorlar değil mi ah bu çocuklar... Hem birbirleriyle kavga ediyorlar hem sizinle. Hep aynı şeyler, ne kadar sıkıcı oluyor bir süre sonra. Keşke biraz daha söz dinleseler, “yavrum otur yerine dersini bitir” deyince derslerini yapsalar, “bekliyoruz işte napalım bak ben de seninle beraber bekliyorum” diyince can sıkıntıları bitiverse. Ama öyle dümdüz söylemekle olmuyor işte suyuna gitmek gerekiyor çocukların. Tecrübelerimizden faydalanalım birbirimizin, dayanışmak gerek malum:


Çocuklar üç beş dakika geciken servisi bekleyemiyor mu? Neden yerlerinde durmaları için ha bire uyaralım? Servisin geleceği istikamete doğru yürüyün, hem zinde kalırsınız hem başağrısından kurtulursunuz. Hastanede randevunuz var ancak çocuklar mızmızlanmaya mı başladılar? Sizi de ter mi bastı? Çalıştırın kafanızı. Verin ellerine kalem kağıt size ambulans çizsinler, hastaları saysınlar, hemşirenin kaç yaşında olduğunu tahmin etsinler. Olmadı ayak üstü hasta-doktor oyunu başlatıverin. Havalimanındasınız, uçağınız üç saatlik rötar yaptı. Sıkıntıdan patlayacak veletlerle uçakların motor gücünden, hızından, kokpit kurallarından heyecanlı bahisler açın. Çocuklar erkekse konuyu mutlaka savaş uçaklarına getireceklerdir. Kızsa hosteslerin zerafetine. Bu arada Galata kulesinden uçmaya teşebbüs eden Hezarfen Ahmet Çelebiyi rahmetle anmadan geçmeyin.
   Kardeşler birbirine mi girdi? Beyhude uğraşmayın hakem olmaya, ara yerde ziyan olursunuz mazaallah. Yaş seviyeleri ve durumun vehametine göre Barış Mançodan “domates, biber, patlıcan” dinletebilir yada çok sevdikleri bir yiyeceği “bakın elimde ne var, kim ister bundan” cümlesiyle dikkatlerini başka bir alana kaydırabilirsiniz. İşe yaramadı mı? Elinizde bebeklik patikleri “ayy bu minnacık patik senin ayaklarına oluyor muydu, inanmam” gibisinden bir numarayla gündemi değiştirebilirsiniz.
    Yağmur yağıyor, dışarısı çok soğuk ve “hayat ne kadar sıkıcı” diyenler mi var? Şimdi içinizden “Be hey nankör, yediğin önünde yemediğin arkanda, bu ne sıkıntısıymış böyle” demek mi geliyor. Vazgeçin, bu bir işe yaramayacağı gibi meselenin büyüyüp herkesin canının daha çok sıkılmasına yol açar. Haydi iş başına. Yığın önlerine maydonoz, dereotu ayıklasınlar; varsa ceviz, fındıkla devam edin. Hem yesinler hem iş görsünler. Susuz kalmış çiçekler, sofraya konacak tabaklar, makineye yerleştirilecek bulaşıklar, katlanacak çamaşırlar var daha. Yoksa hala siz mi çorapların çiftini buluyorsunuz. İşte bu olmadı...
    Diyelim ki anlaşmaya göre çocukların her gün otuz dakikalık 'teknoloji saati' var. Sürenin sonunda itirazlar, isyanlar mı başladı? Kendini yerden yere atanlar yada tepinenler mi var? “Haydi süre bitti gençler” demekten gına mı geldi? Her gün çekilir işkence değil. Asabınız da bozulur, sinirden gözünüz de seğirir. Ama annelik sükûnettir unutmayın ve derhal çözüme yoğunlaşın. Yeni anlaşmaya göre alarm kurulacak ve sesi duyan bir kaç dakika içinde tableti en emin varlık olan anneye teslim edecektir. Bir not düşelim; çocuklar evdeyken siz dışarı çıkacaksanız bazı şarj aletlerini çaktırmadan çantanıza koyunuz.
Ödev bitecek, akşam olmuş, yemek saati yatma saati birbirine girmiş, sizinki hâlâ mızmızlanıyor değil mi? “Hadi artık bitir şunu” diye çırpınmak yerine azıcık rol yapma kabiliyetinizi konuşturup sanki çok eğleniyormuş gibi tezahürat yapmaya başlayın; her yazılan satırda, her çözülen problemde sevinçle alkışlayın... en azından kavga etmemiş olursunuz! 


 Hasılı kelam analık zor zenaat; ellerinize bırakılmış malzemeden bir usta titizliği ve marifetiyle en güzelini ortaya çıkarabilmek gerek. Ziyan etmeden, hırpalamadan, kırıp dökmeden yapabilmek ise zerafet ister, maharet ister ama en çok da sabır ister. Bu sabır, kendini çocuklarına değil ancak hakka ve hakikate adamış annelerin hulus-i kalb ile çektikleri Ya Halim,Ya Vedud, Ya Muheymin, Ya Gaviy, Ya Mümin, Ya Selamlarla beslenecektir. Bir de anne Ya Şehid ismini işaret parmağıyla evladının eline dokunarak yirmi bir defa okursa,çocuğun kendisini kontrol etmesine ve mülayimleşmesine faydası olacaktır işaallah. Esmalar sırlı bir hazinedir,edebince istifade etmek hayrımızadır. Ya Kerim, bizlere bildiğimiz ve bilemediğimiz nice nimetleri ikram eyle... Ya Mucib,tüm anaların hayır dualarını kabul eyle... Ya Hafiz,ümmeti Muhammedin evladını tüm kötülüklerden muhafaza buyur... Amin.


************

Hatice Abla Köşesi

Hatice Abla'nın beş nev'i şahsına münhasır evladını ayrı ayrı ne inceliklerle büyüttüğünü anlatmaya internet yetmez. Ama belki şunu söylemek yeter: Hatice Abla çocuklarının hepsini birden de yanına alsa, misafirliğe gittiği evde hiçbir rahatsızlık hasıl olmazmış. Bu durumda şöyle bir dua edelim: "Allahım bize de Hatice Abla'nın basiretinden ve ferasetinden ve sabrından ve gönül genişliğinden ver; bizi de evlatlarımıza karşı sükunetli bir liman kıl." Amin!  

Not. Kullandığımız resimleri internetten bulduğumuzu tekrar belirtelim.