17 Mart 2014 Pazartesi

Merhaba,

Öfkesini yenebilen güçlü pehlivanlara...

Bütün ebeveynler çocuklarını en güzel şekilde yetiştirmek ister. Fakat bir anne iseniz, hele de çok çocukluysanız işiniz zor demektir. Onun dersi bunun ödevi, yemeği, çamaşırı, arkadaşı, götürdüsü getirdisi... hiç de kolay olmayan, bitmek bilmeyen bir rutin. Sonuçta insansınız ve bir yerde kendinizi kaybedebiliyorsunuz. Düşünün gün içindeki yoğunluğunuzdan sonra akşam okuldan eve gelmiş bir sıkıntısını anlatmaya çalışan abi, diğer yanda birbiriyle didişen iki kardeş, bir de tuvaletten “annneeeee geeel!” diye bağıran küçük kardeş, ve yetiştirmeye çalıştığınız akşam yemeği... her şey sizin infilak etmeniz için uygun halde. Sonuçta siz de Müfettiş Gadget değilsiniz, ve ahtapot gibi kollarınız da yok. Oracıkta patlayıverirsiniz kendinizi tutamayıp. Kime? Tabi ki en olmaması gereken kişiye; ağzınızdan çıkacak bir sözle yardım bekleyen ergen çocuğunuza. Sonrası malum; sizde büyük bir pişmanlık, “ah azıcık daha tutsaydım kendimi” duygusu, krizden nasibini alan diğer kardeşler, vs... Benzeri bir tablo gözünüzün önüne gelivermiştir sizin de.



“Bir anne olarak benim en çok öfkelendiğim şey çocuğumun internetten dadısı, facebooktan arkadaşı ve her şeye evet diyen bir babası olması” diyor bir arkadaşımız. Belki biz günümüz annelerinin en çok canını sıkan şey çocuklarımızın en güzel zamanlarını bilgisayar başında geçirmesi. Bilgiye, eğitimlerine sağladığı katkı ayrı, fakat istisnasız şekilde bütün çocukların internet başında geçirdiği fazladan zaman hem üzüyor hem de yeni öfke ortamları hazırlıyor. Ergen yaştaki çocuk öfkeye dünden hazır; akraba ortamlarından uzakta, vakit geçirecek eşi-dostu da olmayan çocuk kendinin merkezde olduğu dünyasıyla gerçek dış dünya arasında kaldığında sinirlenmek ve sinirlendirmek için sayısız sebep bulabiliyor.

Zaten en yakınımızdakilerle en çok didişiriz. Hele hayatı yeni tanıyan ve hızla büyümeye çalışan çocuklarımızla nedenli-nedensiz bir uyuşmazlık kısa sürede çatışmaya dönüşüverir. Tatlı başlayan sofra muhabbetlerimiz bir hışımla sona ererken, az evvelki huzurumuz birkaç cümleyle dağılıvermiştir. Sakin kafayla düşündüğümüzde ise onlar bizim canımız ciğerimizdir, lutfedilmiş emanettir; az evvelki kızgınlığımız ise son derece anlamsızdır. Aslında üst üste pek çok şey yaşanmıştır, içimize attığımız ya da bastırdığımız duygular birikmiştir, kartopunun yuvarlana yuvarlana büyümesi gibi gümbür gümbür yıkıp geçmiştir herşeyi. Sonrası malum. 

Oysa ki ebeveyn olarak bizler daima sakin kalmaya azami özen gösterip, acizlik ve çaresizlik illetine teslim olmamalıyız. Belki de en önemlisi karşılaştığımız sıkıntıya değil de çözüm yollarına yoğunlaşabilmektir. Aksi taktirde öfkemizin ardından gelen tartışma bir kuvvet gösterisine dönüşüp işler sarpa saracak fakat birkaç saat sonra bir pişmanlık derinden derine katmerlenecektir. Hallolmamış mesele ise geçici bir süreliğine rafa kaldırılacak; zihnimizin bir köşesinde çivi vazifesi yapacaktır.

Her evde vardır kriz anları. Yukarıda bahsi geçtiği gibi anında patlamaktansa çözümle üretmeye, kendi kendimize düştüğümüz hatalardan ders almaya çalışalım, sakinleşmenin bir yolunu bulalım. Mesela öfkeyi dindirmek için kimimiz içinden 10’a kadar sayar, kimi elini yüzünü yıkar, kimi ortam değiştirir. Belki en etkili çözüm sürekli kendimize sabrı ve o anki krizin de diğer her şey gibi bir sonu olduğunu telkin etmektir. Keseceğimiz cezayı, sitemkâr sözleri, kahırlı konuşmaları on-onbeş dakika erteleyebilmek hepimizin hayrına olacaktır. Bu arada bebeklik fotoğrafına bakalım, ilk giydiği patiklerine dokunalım, eğri büğrü yazısıyla “anne seni seviyorum” yazdığı notunu okuyalım. Daha olmadı o bizi deli eden çocuğumuzu gelecekte babayiğit bir adam ya da hoş bir hanımefendi olarak tahayyül edelim. Öfkeyle kabaran bir deniz olan yüreğimizi sımsıcak duygular saracak ve o zaman daha makul davranışlar sadır olacaktır bizden.   

Kızgın olduğu anlarda neden kızdığını belli etmekle birlikte öfkesine yenilmeyen bir ebeveyn, çocuğuna kişiliğini sağlamlaştırmak suretiyle en büyük hediyeyi vermiş olacaktır. Tüm pedagogların anlaştıkları bir husus ebeveynlerin çocukların karşısında kararlılıkla durması hususu; fakat bu sadece bir kez hayır dediğimiz bir şeye daha sonra evet demememiz anlamına gelmiyor. Karşısına çıkan engellerden, tersliklerden yılmayan, kızdığında öfkesine yenilmeyen, kendine hakim olan bir ebeveyn figürü olarak çocuğumuza örnek olmamız gerekiyor. Öfkelenip sağa sola saldıran, Donald Duck (http://www.youtube.com/watch?v=x39-AgyU3Xg) gibi tepinen bir anne ya da baba hiçbir çocuğun işine yaramaz.  

Hepimizin yoğun günlük programlarımızdan sonra akşam dinleneceğimiz vakitlere can attığımız bir gerçek. Ödevini yapmayan, yemeğini yemeyen, üstünü giyinmeyen, uyumayan, her şeye itiraz eden bir çocuk ya da çocuklar elbette sabır imtihanı oluyor. Ama onların açısından bakınca; o da yoğun bir günden sonra evine gelmiş, canının istediğini yapmak istiyor, dinlenmek istiyor, bütün gün okul zilinin emrine göre hareket ettikten sonra biraz kafasına göre takılmak istiyor, bütün gün ders yaptıktan sonra artık ödev yapmak istemiyor. Bizim kendi yorgunluğumuzun sebebi de o değil neticede, akşam dörtte beşte eve gelen bir çocuğun anne ya da babasının yorgunluk sebebi olması mümkün değil. O halde çocuklarımıza evdeki işgalcilermiş gibi, huzurumuzu kaçırmak için uğraşıyorlarmış gibi davranmayalım. Stresli büyükler olabiliriz, ama onların bunda bir suçu yok. Bütün bireyleri sabah sağa sola dağılan ve tüm enerjisini dışarıda tüketen aile akşam olup eve toplandığında birbirinin huzur kaynağı olsun, anne-baba ve çocuklar birbirinde dinlensin, rahatlasın sakinleşsin. Bunun için çaba gösterelim. Bu konuda göstereceğimiz sebat çocuklarımıza da yansıyacak, onlar da eninde sonunda bu yönde hareket edecektir inşallah.

Bu ayki yazımıza küçük bir hikayeyle son verelim:

Güneş ve rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda tartışırlar ve rüzgar:
''Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım'' der. “Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan.Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk söküp alabilirim.” Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır. Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından çıkarak yaşlı adama sıcakça gülümser. Bunu gören yaşlı adamın yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Paltosunu çıkarır. İddiayı kazana güneş rüzgara: ''Dostluk ve nezaket,her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha güçlüdür'' der.”


Selametle kalın...


Hatice Abla Köşesi


Hatice Abla teknolojik bir hanım değil tabi ki, bütün tonton teyzeler gibi o da cep telefonlarına, tabletlere uzaylı icadı gibi bakıyor. Ama geniş ve her yere dağılmış olan ailesini bir arada tutabilmek için bir watsap grubu kurmayı akıl etmiş. O kadar gencin düşünemediğini düşünmüş yani. “Şimdi sabahları herkes birbirine bir selam vermeden güne başlamıyor kızım, böyle çok iyi oldu” diyor. Hatice Abla’ya bir üstün başarı plaketi daha sunup karşısında hazırola geçiyoruz. Bu seferki de irtibat tarifi oldu böyle, hep yemek tarifi olacak değil ya!