Eğer daha dikkatli dinleselerdi, büyük kitaplık dolabının arkasından gelen incecik hapşırık, ve bazen de hıçkırık seslerini duyabilirlerdi. Gerçi ses çok kısık ve anlaşılmazdı, neticede bir terliğin sesiydi, ama en azından kedi duyabilirdi. Aslında kedi çok tembeldi, duysa bile sesin kaynağını aramayacaktı. O kadar uğraşamazdı.
Terlik ağlıyordu çünkü aylardır dolabın arkasındaydı,
hapşırıyordu çünkü toz içinde kalmıştı, kimse onu aramıyordu, ve en kötüsü de
diğer tekinin akıbetini bilmiyordu. Anne bir gün boyunca onu elinde
dolaştırmış, kayıp teki aramış, ama bulamamıştı. En sonunda onu da atmaya karar
vermişti ama tam atacağı sırada kapı çalmış, o da terliği bir kenara koymuş,
küçük oğlan da koşarak yanından geçerken bir tekmede onu dolabın arkasında
savurmuştu. Zavallıcık daha o anda unutulmuştu bile. Ne kadar bağırıp
seslendiyse de sesini duyuramadı. Sabır içinde beklemek zorundaydı. Belki diğer
teki bir yerlerden çıkar, belki annenin aklına gelir, onu da ararlardı.
Yepyeniydi ikisi de, daha alınalı bir hafta bile olmamıştı. Yeni sezon
modasıydı, tabanı kauçuk, üstü mor fitilli kadifeydi, kenarlarında incecik bir
kürk şerit, üstünde de deriden yapılmış süslemeleri vardı. Dikişlerini ayakkabı
ustası Kadir Bey özellikle kontrol etmişti, zaten bütün çiftleri tek tek
kontrol ederdi. Bir hata görürse hemen kalfa Zeynel’i çağırır, hatayı
düzelttirir, düzelmeyecekse defolu ürün kutusuna koyardı. Kendisi ve çiftiyse
her bakımdan kusursuzdu! Ve şimdi dolabın arkasında, daha hemen hiç giyilmeden
eskimek zorundaydı...
Aslında nasıl olup da ayrı düştüklerini kendisi de
anlayamamıştı; bir an orada kapının yanında Zeynep’in okuldan gelmesini bekliyorlardı,
bir an sonra diğer teki fırlayıp gözden kaybolmuştu, bu gene küçük oğlanın
işiydi de, öyle hiç iz bırakmadan nasıl kaybolabilmişti ki? Hatırlıyordu, anne
onları ortaokula giden kızı için almıştı. Kış gelmişti ve geçen yılki pofuduk
tavşan terlikler artık ayağına olmuyordu, çocukların ayakları ne çabuk
büyüyordu! Tavşanları da
Zeynep’ten bir yaş küçük kuzeni Sevde’ye verdiler. Çocukcağız zaten ilk
gördüğünden beri tavşanlara hayrandı. Zeynep hevesini almıştı zaten, artık daha
ciddi bir terlik istiyordu, ve bu mor kadife terlikler tam da istediği gibiydi.
Hem de sıcacıklardı. Üstelik de Kadir Usta’nın elinden çıkmışlardı. Zavallı
Zeynep, terlikleri kaybolduğu için çok üzülmüştü herhalde. Çocukcağız terliksiz
çok üşüyecekti, nolacaktı şimdi...
Oturma odasındaki dolabın arkasına sıkışmış olmanın bazı iyi
tarafları da vardı; en azından
evin ücra bir köşesinde değildi, olanı biteni takip edebiliyordu mor terlik.
Babanın terfi aldığını, annenin komşu Zerrin Hanım’dan öğrendiği harika börek
tarifini, küçük oğlanın bahçede düşüp başını yardığını, abinin ara tatilde eve
geleceğini, Zeynep’in yeni bej rengi polar ev ayakkabıları olduğunu öğrendiği
gün öğrenmişti hep. O yüzden hepsi bir bir aklındaydı. Ne yapacağını şaşırmıştı,
ne düşüneceğini bilememişti bir an. Demek ki orada unutulduğu, kendisinden ve
çiftinden ümit kesildiği kesinleşmişti artık. Kaderinin en iyi ihtimalle günün
birinde belki bulunup çöpe atılmak olduğu aşikar olmuştu. Oysa ki kauçuk
tabanıyla birleştirildiği ve kaliteli bir terlik olarak dünyaya gözlerini ilk
açtığı günden beri tek istediği vazifesini yerine getirebilmek, sahibinin
ayaklarını ısıtarak ömrünü geçirmek, ve nihayetinde belki ihtiyacı olan bir
başkasına verilip emeklilik günlerini huzur içinde tamamlamaktı. Şimdiyse boşa
gittiği başından belli olan bir hayatı, bitmesini bekleyerek ve tozlanarak
tüketmek zorundaydı. Ne kadar talihsiz bir terlikti o! Diğer tekinin nerede
olduğunu bir bilebilseydi, belki kediyi ikna edip ikisini tekrar buluşturmasını
sağlayabilirdi. Ama hiçbir fikri yoktu...
Günler ve geceler birbirine çok benzer şekilde geçip gidiyordu.
Anne arada sırada temizlik yapıyor, elektrik süpürgesinin sesini her duyduğunda
zavallı mor terlik heyecanlanıyordu, ama boşuna! Dolabın arkasını temizlemek
annenin hiç aklına gelmiyordu. Aslında galiba büyük kanepeyi çekip altını
süpürmeyi de ihmal ediyordu. Hatta çoğunlukla örtüleri kaldırmadan
etraflarından toz alıyordu. Çok da titiz bir kadın sayılmazdı neticede. Belki o
da temizlik yapmaktan bıkmıştı, çünkü bütün gün uğraşıp didinip yaptığı işi
kimse fark etmiyor, evdeki hiçkimse “bugün de evi dağıtmasak da annenin işi
kolaylaşsa” diye düşünmüyordu. Hele o küçük oğlan yok mu! Eve girer girmez
fırtına gibi esmeye başlıyor, evde taş üstüde taş bırakmıyordu. Zaten diğer tekiyle
ayrılmalarının ve kaybolmalarının sebebi de oydu! Onu bir eline geçirse kauçuk
tabanıyla bir güzel pataklayacaktı!
Baba terfi ve zam aldığı için çok mutluydu, eskiden eve yorgun
ve asık suratlı gelirdi ama artık yüzü gülüyordu. Aile olarak keyifleri
yerindeydi. Tabi yerinde olurdu! Onlar teklerini kaybetmemişlerdi ki! İnsanlar
anlaşılan kendileri rahat olunca yanıbaşlarındaki dertleri göremiyordu.
Aylar geçip gitmiş, kış bitmiş, yaz gelmişti. Bej rengi polar ev
ayakkabısı da eski pofuduk tavşanlar gibi eskimiş, küçülmüş ve başkasına
verilmişti. Onlarla tanışma fırsatı bile bulamamıştı mor terlik. Hayat çok
garipti. Beklenmedik olaylarla doluydu...
Yaz sonuna doğru bir akşam çocuklar yattıktan sonra anneyle
babanın fısır fısır konuştuklarını duydu mor terlik, dikkat kesilip dinledi; bu
işin içinde kesin bir iş vardı! Uzun uzun dinledikten sonra, hiç beklemediği
bir şey duydu: evden taşınıyorlardı! Anneyle baba artık bir ev almalarının
zamanı geldiğini, geçenlerde baktıkları şu evin de çok güzel olduğunu
söylüyordu. Mor terlik birden heyecanlandı; taşınmak demek kendisinin
bulunması, hatta belki diğer tekinin de bulunması demekti!
Mor terliğin taşınmak için heyecanla beklediği günler çok da
uzun sürmedi, kısa sürede karar verilmiş ve adımlar atılmıştı, anne çoktan
eşyaları kolilemeye başlamıştı, her gün taşınma telaşıyla geçiyordu. Nihayet
nakliye firması gelip kocaman tırı kapıya dayadığında mor terliğin heyecandan
içi içine sığmıyordu! Kurtulacaktı artık! Adamlar eşyaları teker teker sarıp
götürmeye başladılar, nihayet sıra mutfaktan buzdolabını almaya geldiğinde mor
terlik annenin şaşkın şaşkın “aaa bu terlik burdaymış!” diye söylendiğini
duydu! Kulaklarına inanamıyordu! Diğer teki bulunmuştu işte! Hem de
buzdolabının arkasından çıkmıştı! Orda kimbilir ne kadar hırpalanmış, yorulmuş,
sıkılmıştı; o da diğer tekini düşünüp durmuş, aynı kendisi gibi, endişe içinde
beklemişti bunca zaman. Şimdi artık buluşabilirlerdi! Heyecandan dolabın
arkasından fırlayacak gibi hissediyordu kendini ki, annenin sesini tekrar
duydu; anne diğer teki neredeydi acaba, attım herhalde ben onu diye kendi
kendine konuşuyordu, ve nihayet mor terliğin hiç aklına gelmeyen bir şey
yaptı... diğer tekini kapının yanına koydukları büyük siyah çöp poşetine
attı....
Dünya mor terliğin başına yıkılmıştı. Başı dönüyor, kulakları
uğulduyordu. Artık hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Başına gelenler daha kötü
olamazdı... zavallı mor terlik, tam da eşini artık bulduğunu düşünmüştü...
duygularını ifade etmeye kelimeler yetersiz kalıyordu.
Bu perişan vaziyette mor terlik nakliyecilerin birkaç saat sonra
büyük dolabı da kaldırdığını, ve kendisinin ortaya çıktığını, bulunduğunu fark
edemedi. Anne adamların arkasından dolaşırken onu da görmüştü, gelip onu eline
alıp baktığında mor terlik anca kendine geldi, ve bulunduğunu fark etti. Ama
bulunmanın artık onun için bir anlamı yoktu. Anne “ben bunu atmamış mıyım...”
diye sesli düşünüp, gidip onu da aynı siyah çöp torbasına attığında mor
terliğin aklı başından uçtu gitti! Bu nasıl inanılmaz bir hadiseydi! Tam artık
her şeyin bittiğini düşündüğü sırada, diğer tekiyle işte bu çöp torbasının
içinde karşılaşmıştı! Hasretle kucaklaştılar. İkisi de bu şekilde buluşmuş
olmanın mutluluğu içindeydi. Artık gerçekten de çöpe atılmış olmak onları üzmüyordu.
Kişinin gerçekten sevdiği biriyle birlikte olması geri kalan tüm aksilikleri
gölgede bırakıyordu.
Yolun kenarında, diğer çöp torbalarıyla birlikte çöp kamyonunun
gelmesini beklediler. Kimbilir o torbaların da içinde ne hikayeler vardı.
Derken bir hışırtı duyuldu, bu çöp kamyonu değildi, öyle olsa çok daha fazla
ses çıkması gerekirdi. İçinde oldukları torbanın ağzı açıldı, bir çift el
torbayı karıştırmaya başladı. Mor terliklerin içini gene bir korku kapladı: ya
yine ayrılırlarsa?! Ellerden biri birbirine iyice yanaşmış olan mor terliklere
değdi, yavaşça tutup yukarı çekti çıkardı onları, ve hazine bulmuş gibi mutlu
oldu sokak lambasının ışığında beliren kırışıklı, kirli kır sakallı yüzün
sahibi. Hemen onları bulduğu temiz bir gazete kağıdına sardı, kocaman
paltosunun özellikle yırtılıp kocamanlaştırılmış iç cebine koydu. Torbayı biraz
daha karıştırdı; bir tahta kaşık, kulpu eğrilmiş bir ibrik, yarısına kadar
yazılmış bir defter ve bir de sapı kırık cezve buldu, hepsini çantasına attı,
ve sokak lambalarının ışığında hızlı adımlarla yola koyuldu.
Uzun bir yürüyüşten sonra eve vardı evsiz adam. Surdışında bir
barakada, arkadaşının kendisine emanet ettiği yetim kızıyla yaşıyordu. Bu
kızcağız evsiz adama yoldaş olmuş, onu hayata bağlamıştı geçen yıllar içinde.
Şimdi okula gidiyor, evde ona yardım ediyordu. Büyüyünce çok büyük işler
başaracaktı. Ama şimdi yaklaşan kışa hazırlanmaları gerekiyordu, ve kızcağızın
artık harika bir çift terliği vardı! İnsanlar çöpe ne hazineler atıyordu,
inanılır gibi değildi. Ama neyse ki atıyorlardı doğrusu!
Mor terlikler güzelce temizlendi, küçük kızın yatağının ayak
ucuna kondu. Bütün bir kış boyunca sevgiyle giyildiler. Hatta sonraki kış da,
ve sonraki kış da. Nihayet küçüldüklerinde, artık büyük olan küçük kız onları
topuklarından birer kurdeleyle duvara astı, içlerine kalemlerini koydu. Böylece
onlardan hiç ayrılmak zorunda kalmadı. Mor terlikler küçük kız büyüyüp
üniversiteye gidinceye, mezun oluncaya, çalışmaya başlayıp babasıyla kendisi
için küçük bir ev alıncaya kadar hep onunla mutluluk içinde yaşadı. Nihayet
küçük kızın da küçük bir kızı olduğunda, mor terlikler yeniden temizlendi,
onarıldı, ve yeni küçük kızın oyuncaklarını taşımak üzere yeni bir duvara
asıldılar....
Artık mor terlikler için “onlar ermiş muradına” deme vakti
geldi. Birbirini seven tüm insanlar da ersin muradına, bizim yaşlı mor
terlikler gibi...
.............................................
Hatice Abla Köşesi
Bu ay tarif yerine Ramazan için özel
bir-iki önerimiz var:
- * Hazırladığınız yemeklere bir miktar kimyon katın,
uzun süren açlıktan sonra gaz problemine iyi gelir.
- * Güllaç yaparken süte şekeri az koyun, tepsiye
dizerken her katta azar azar süt ekleyin, ilk birkaç kattan sonra ortasına sakızlı
muhallebi ya da muhallebi döküp dizmeye devam edin, en üstüne yine sütünü
gezdirip uzun süre çektirin.
- * Orucunuzu açınca yemeğe tam gaz devam etmek yerine
ilk birkaç lokmadan ya da çorbadan sonra namaz molası verin.
Selametle…


