Merhaba,
Tüm yaratılmışları muhabbetle kucaklayan, işini aşkla
yapan, neşesiyle hüzün bulutlarını dağıtan, sesiyle sözüyle etrafını
keyiflendiren güzide insanlara...
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten
korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği
için
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu
için
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.
Paylaştıkça bereketlenen, verdikçe artan, girdiği yeri aydınlatan,
gönülden gönüle akan şeydir SEVGİ. Soğuk bir kış gününde sıcacık çorba misali üşüyen
ruhlarımızı ısıtan; yorgun gönüllerimizi diriltendir. Renkler soluklaşıp içimiz
karardığında taze bahar; her şeyin bittiğini düşündüğümüzde yeni bir başlangıç;
gücümüz tükendiğinde takviye kuvvettir.
Gönül ne kahve ister, ne kahvehane
Gönül
muhabbet ister, kahve bahane...
Bu dizelerin mahiyetini ne yaşayabilen ne de anlayabilen
batı toplumlarında kök salmış 'narsisizm' illeti ne acıdır ki yavaş yavaş doğu
toplumlarına da sirayet etmekte. Özseverlik-kendini sevme ve beğenme denilen bu
hastalık maalesef bulaşıcı. Şimdilerde yalnız, mağrur, güçlü, benmerkezci bir
insan modeli olumlanmakta, bilhassa gençlere çeşitli yollarla örnek kişilikmiş
gibi yansıtılmakta. Bu kafa karışıklığını gidermek, asıl zayıflığın ve güçsüzlüğün
sevgisizlik olduğunu her dem gösterebilmek gönül gözüyle bakabilenlere düşmekte.
Hz. İnsan olmayı unutmuşları görüp istikameti şaşırmamalı, yüreği
taşlaşmış insan müsveddelerine aldanmamalıyız. 'Mış' gibi yaşamlarda paylaşmadan,
dokunmadan, hissetmeden tüketilen günlere hayıflanmalı; özenti sonucu diktiğimiz
kibirden kaleleri yıkmalıyız. Uçan kuşa, esen yele, doğan güneşe, börtü böceğe
hayran olmalı; her yaşlıyı bir bilge; her çocuğu kendi evladımız gibi görebilmeliyiz.
Çoraklaşan ve giderek yalnızlaşan bizler hayatımızı kolaylaştırmanın ve güzelleştirmenin
sevmek ve sevilmekten geçtiğini unutmamalı; bıkıp usanmadan anlatmalıyız. Bir
bahçevana 'kolay gelsin' demek, mahallenin çocuklarına dondurma ısmarlamak, yanındaki
koltuğa yerleşmeye çalışan yolcuya kolaylık göstermek, temmuz sıcağında
hayvanların su kabını dolduruvermek, bir öğrencimizin başını okşamak çok zor
olmasa gerek.
Hele ki henüz
girdiğimiz mübarek Üç Aylar’i değerlendirme nisbetinde kardeşlerimizle
aramızdaki muhabbet bağlarını güçlendirmeye çalışmak elbette çok daha bereketli
olacaktır. Bizim de iç ve dış sıhhatimizi tesis edecektir inşallah.
''Kimi insanlar odaya girdiğinde odayı aydınlatır, kimi
insan da çıktığında'' demişler. Sahi biz hangisiyiz? Kim sever asık suratlıyı, mızmızı,
dırdırı, kaprisi? Bir tatlı söz, bir şefkatli ses, bir fincan kahve, bir küçük
hediye, bir mektup, bir dua, bir şiir, bir selam nasıl da gamın, kederin üstüne
su serpiverir. Efkar dağıtır, çileyi hafifletir; derdi acıyı yokedemese de...
Durup durup bana sorma.
Bunu bilmek olay değil.
İnsan dogduk insan ama
İnsan olmak kolay değil.
Kalpten başka bir yolu yok
Aşktan başka bir dali yok
Kitabi yok okulu yok
İnsan olmak kolay değil.
Yüreğinde sevgi yoksa
Gözlerinde şevkat yoksa.
Dünyalar da senin olsa,
İnsan olmak kolay değil.
Neler gördük bu dünyada.
Neler verdik bu uğurda
Sultan olmak kolaydı da.
İnsan olmak kolay değil.
Ahmet Selçuk İlkan
Bir arkadaşımızın çocukken örnek aldığı teyzesiyle
ilgili cümlelerini aktaralım: ''Geriye dönüp baktığımda, benden sadece dört yaş
büyük olan teyzemin üzerimde derin etkileri olduğunu farkettim. Kuşlarla, balıklarla
konuşur; tavuklara isimler takar, tanıdık tanımadık herkesin yardımına koşardı.
Hiç yüksünmez, şikayetlenmez, her işin güzel taraflarını bulurdu. Neşesinin
kolay kolay kaçmasına müsaade etmez, çalışırken bile şakalaşır, eğlenirdi. Denizden
topladığı midye ve çakıl taşlarından tablolar yapar, vazosunu kırlardan toplayıp
kuruttuğu otlarla, çiçeklerle süslerdi. Etrafındakiler teyzemin hiç sıkıntısı, üzüntüsü
yok sanır, başı sıkışan soluğu teyzemde alırdı. Hayatla barışık olan teyzem
doyasıya yaşar ve çevresindekilere de güzellikleri yaşamayı öğretirdi.''
Sizlerle son olarak ilgimizi çeken bir deneyin özetini paylaşmak
istiyoruz: Kalp Matemetiği Enstitüsü tarafından yapılan deneyin sonucunda, araştırmacılar
sevgi, şükran, takdir ve coşku gibi duygular taşıdıklarında DNA buna iplikçiklerini
gevşeterek, rahatlama olarak; öfke, gerilim, korku yada stres duygularını
harekete geçirdiğinde ise DNA buna daralarak tepki vermekte. Bu deney HIV
pozitif hastalar üzerinde denenmiş ve güzel duyguların hastanın dayanıklılığını
üç yüz bin kez artırdığı görülmüştür. Temiz, olumlu ve tüm iyi hislerimizle
bakabilmek dünyaya hem sağlığımıza hem etrafımıza inanın çok iyi
gelecektir. Ha bir de gülümsemek insana çok yakışıyor, bunu aklınızdan çıkarmayın.
Selametle...
--------------------------------
Hatice Abla Köşesi
Patlıcan mevsimindeyiz. Soframızdaki ağırlığı azaltmak için
klasik tariften çok daha kolay, hafif ve lezzetli bir karnıyarık tarifimiz var.
İçini normal hazırlıyorsunuz, zeytinyağı kullanarak tabi ki, patlıcanları da yıkayıp
çatalla birkaç yerden delip bütün halinde fırın teline diziyorsunuz, ister
elektriklide ister turboda 200 Co civarında güzece pişiriyorsunuz
yumuşayana kadar. Sonra bir fırın kabına alıp boydan bir kesik atıp içine harcı
dolduruyor, üstünü süslüyor ve fırına yeniden veriyorsunuz. Üstüne biraz zeytinyağı gezdirip birkaç parça pastırma da didebilir sevenler. Afiyet olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder