20 Ekim 2016 Perşembe

≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈

Her kişi küçük anlardan, her an bütün bir hayattan ibaret. Bir kişiyi anlatmak için o küçük anlara gereksinim duyuyorum. Ama o anlar kişinin bütün hayatından mütevellit olduğu için, bir tek an ile ilgili yazamıyorum.

Nimet Hanım Fatih Camii’nin hanımlar mahfilinde ortada namaz kılmayı sever. Bu bir an  Nimet Hanım için bir alışkanlık bir gelenek olmuştur çünkü camiinin ihtişamını o noktadan daha güzel temaşa eder, kendini daha merkezde hisseder, cami ile bir ömürlük bağını orada tespit eder, ne kadar uzağa giderse gitsin camideki o nokta ona aittir ve Nimet Hanım geri geldiğinde noktasını camiden talep edecektir.

Nimet Hanım zamanında Balkan göçünü yaşamış bir göçmen kızıdır, çocukken yaşadığı göç onu kök salma ihtiyacına itmiş, yıllar sonra Fatih Camiinde kendine ait bir nokta tutması bu ihtiyaca binaen hasıl olmuştur. Fatih Camii yüzyıllar boyu nice gönüller feth etmiş, nice müdavimine kök salma imkanı sunmuştur. Dolayısıyla Fatih Camii’inde bir yer, Nimet Hanım’ın memleket hasretini, yerli yurtlu olma gereksinimini giderir.

Nimet Hanım bunun farkında değildir. Bir kitap karakteri, bir kurgu değil, gerçek bir kişidir. Ama bir kurguda yer alabilecek denli açık okunur ve tutarlı davranışlar sergilemekte, içindeki küçük göçmen kızını avutmak için İstanbul’un en eski ve en büyük camilerinden birini sahiplenmektedir.

Bu an, Nimet Hanım’ın Fatih Camii’nin hanımlar mahfilinde orta bölümde namaz kılıp Kur’an okuma anı, yazıyla nasıl ifade edilir? Bir ömrü, bir romanlık acı ve ızdırabı ihtiva eden bu an...

Şu hayatta yapayalnız Vesile Hanım’ın yaşlı ve ince sesiyle dua edişi, anlamını bilmese de ağzından dökülen kelimelerle etrafına nakış gibi işlediği Allah’a niyazı... küçük ve kırışık ve beyaz Vesile Hanım’ın nurdan bir kozayla sarılıp Allah’ın avucuna bırakılmış gibi duruşu, duasıyla saydamlaşır ve hafifçe yerden yükselir gibi görünürken yapayalnız olanın aslında kim olduğunu sorgulatışı, Vesile Hanım’ın hayatını anlatmadan nasıl anlatılır?

Bu anlar, üstünkörü geçilemeyecek kadar kıymete haiz, iki satırla geçiştirilemeyecek kadar içi dolu.

Ben bu anları yazmak istiyorum, her baktığım yerde bu anları görüyorum. Tanıdık tanımadık her kişinin yüzünde, mimiklerinde, bir kol sallayışında, adım atışında, bu anlara şahit oluyorum ve bu anları yazmak istiyorum. Ama bu anlar, bütün hayatı yazmadan yazılmıyor. Kişinin yaşadığı her bir an, hayatından oluşuyor... 

≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈≈