24 Haziran 2016 Cuma

Kimi telaşlı kimi sakin kimi yorgun adımlar vakti saati yaklaştıkça saflara inci gibi dizer teravihi cemaatle kılmaya niyetli sahiplerini. Bir adım bir adım daha, birkaç adım daha, azası olduğu bedene uygun bir yer bulur ve durur. Kulaklar müezzinin içli sesini bekler, eller telefonu sessize alır, gözler nihai dinlenme noktası olarak halının deseninde karar kılmadan önce etrafı şöyle bir kolaçan eder. Teravih uzayıp gidecek de hiç bitmeyecek gibi, safta kendine rahat bir pozisyon alan beden yükünü ikiye katlanan bacaklara teslim edince, zihin cemaate gelirkenki yer bulma endişesini unutur.

Namaz başlar, etraf sessizleşir, imamın usta kıraatiyle nazlı nazlı salınan ayetler yeni bir atmosfer tabakası gibi yeryüzünü kaplar, bedenleri ruhları sarıp sarmalar. Bir rekat, iki rekat, sekiz mi oldu altı mı... derken bir bakarsın salavatlar yükseliyor, teravih bitivermiş. Güzeldi, dinliyordum, ne çabuk bitti. Halbuki o kadar uğraştım safta yer bulacağım konuşlanacağım diye. Müezzin bir de arkasından “elveda”lara başlamasın mı... Ramazana mı elveda? Olamaz! Daha yeni başlamıştı... ne ara geçti... bir yıl bekledim, daha idrak edemedim bile gelişini, daha hatim bitirmem lazım daha gönlüm aydınlanmadı daha doğru düzgün kaza namazı bile kılmadım! Ne ara geçti...  

Bir ayet vardı imamın sonlara doğru okuduğu, “ikra’ kitabek” diyordu; “oku kitabını.” Yazma süresi dolmuş, günlerin sonu gelmiş, sıra hesap tesliminde.  

Şimdi şu anda, bitmemecesine sürüp giden yılların boyunca yazdığın hikayen elinde, oku. Baş karakter, yardımcı karakterler, olay örgüsü, mizansenler, diyaloglar, monologlar, heyecan, macera, entrika, ihtiras! Müthiş bir anlatım, çok gerçekçi, yeni bir akım başlatabilir! Son birkaç milyon yılın en iyi romanı!

Senin yazdığın otobiyografin, sansürsüz.

Kitabını oku. Kendine yabancılaş, bir kurgu okur gibi, bir hayali karakterin başından geçenleri okur gibi, kitabını oku, bakalım beğenecek misin. Bazı bölümlerde kızacak mısın, sevinecek misin, söylenecek misin, bağıracak mısın, ağlayacak mısın...

Neticesinde kitabındaki baş karakterle ilgili bir fikrin olacak, kitapta yazanlara göre sırada ne olması gerektiğini biliyor olacaksın. Yani kendi hükmünü vermiş olacaksın. Mutlu bir son mu yoksa hazin mi, biliyorsun. Yazarlar yazmaz, karakterler davranışlarıyla hikayenin sonunu hazırlar. Bunu biliyorsun.

Senin baş karakter olduğun hikaye nasıl bitecek?

Bitiveren teravih, bitiveren Ramazan, bitiveren bir yaz daha, bitiveren bir ömür boyunca sen hikayen için nasıl bir son hazırlıyorsun?

---------------


“Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter!” İsra-14

20 Haziran 2016 Pazartesi

Sahuru, iftarı, mukabelesi, teravihi ile bambaşka bir iklimle çıkagelir Ramazan ve mevcut günlük akışı daha güzeliyle yeni baştan düzenler. Bol ibadet, açlık ve susuzluğa tahammül, iç disiplin derken bedeni ve nefsi bir hayli zorlayan bu otuz günün sonunda, ancak sebat edenler neşeyle bayrama kavuşurlar.
     
Zaman zaman dünyaya ve içindekilere meyil hayli artar, hırs kabarır. Öyle ki kişi farketmeden peşinde koştuklarının esiri olmaya başlar. İşte tam burada devreye giren oruç, tefekkür eşliğinde gönüllü fren yaptırarak bozulan dengeyi tekrar sağlar. Böylelikle büyük bir iştahla yemek-içmek, ölçüsüzce konuşmak, boş şeylere kulak kabartmak için tükettiği vakit ve enerjiden tasarruf eden mümin, iyiliğe ve hayra yönelerek kazançlı çıkar.
     
Ramazan geldi mi birer birer yanar evlerin ışıkları sahur vaktinde. Mutfakta hazırlığını tamamlayan anneler, ''sakın beni unutmayın'' tembihleriyle uyuyakalan yavrularını öperek kaldırırlar. Hafif ama gün boyu kifayet edecek şekilde besleyici beş on lokmadan sonra imsakla beraber niyet edilir, abdest alınır, erkekler sessizce caminin yolunu tutarlar sabah namazını eda etmek üzere. Gündüz işini, aşını ayarlayan hanımlar, tayin edilmiş bir saatte, kapısı herkese açık komşu evde toplanıp mukabele okurlar. İftar açtırmanın sevabını bilenler mütevazi sofralarının başında eş dost ile akşam ezanını beklerler. Fakat en çok da hayır duası kıymetli olan kalbi kırıklar, garip ve kimsesizler davet edilir. Davete gelemeyecek kadar yaşlı yada hastalar için yemek ve erzak gönderilir. Bazen de evin ahalisi pişirdiklerini alır, sevindirmek istediği eve gider ve hep birlikte dualarla iftar edilir. Teravih sadece Ramazan ayına mahsus çok faziletli nafile ibadettir ki, tüm mahalleliyi camide bir araya getirir. Şayet sıcaklara denk gelmişse, teravih sonrası her akşam cemaatten birinin ısmarladığı gazoz yada dondurmalarını alıp neşeyle koşturan çocukları seyretmek ise ayrı bir zevktir.
     
Bu muhterem aya kavuşanların hayır ve hasenatta yarışmaları, dargınlıkları bitirmeleri, sadece midelerine değil dillerine, ellerine ve gözlerine de oruç tutturarak Reyyan kapısından Cennete girmeleri nasip olur inşallah.