1 Nisan 2016 Cuma

Ne yapacağını bilsen de bazen bilmiyorsun aslında. “Bilmek” yapılması gereken işi eyleme dökebilmek demek olmuyor. 

İnsan esas mücadeleyi kendisine karşı veriyor. İçinde güçlü kuvvetli, mangal yürekli babayiğit bir nefis yaşatıyor, onu besliyor büyütüyor, ona “ben” diyor, ve nihai düşmanını böylelikle kendisi meydana getirmiş oluyor. Bir noktada, bu içindeki babayiğitin aslında gerçekleri, doğruları temsil etmediğini fark ediyor; ve ona karşı koyabilmek için bir savunma sistemi geliştirmemiş olduğunu görüyor. Bu durumda işte ne yapılması gerektiğini bilmek bir işe yaramıyor, zira yapılması gereken işi yapacak mekanizmalar nâmevcut. 

Her zaman içinden bir Seyit Onbaşı çıkaramıyorsun, her zaman doğru olanı yapmak konusunda tutarlı olamıyorsun, her zaman içindeki düşmanı yenemiyorsun. Öyle bir an geliyor ki bu dünyevî ihtiraslar karşısında ahlakî değerleri korumak uğruna verilen bir savaş olmaktan çıkıp, bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Çünkü muharebelerin neticeleri artık karakterinde çentikler açıyor. Kazanılan bir muharebe seni eskisinden çok daha ileriye götürürken, kaybedilen muharebe eskisinden çok daha ağır kayıplar verdiriyor. Biraz geç oluyor ama, bunun bir hayat-memat meselesi olduğunu anlıyorsun nihayet. 

Önceleri tekil amaçlar olarak gördüğün affetmek, hoşgörmek, merhamet göstermek, empati kurmak gibi muharebelerin esasında büyük ve topyekün bir savaşın ufak parçaları olduğunu görüyorsun. Hiç bitmeyen, sürekli tekrarlanan bir savaş. Kendine karşı bir savaş. 

Bu savaşta içindeki düşmana teçhizat ve mühimmat sağlayan kişiler birden gözünde birincil hedefler olmaktan düşüp figüranlara dönüşüyor. Zira sen bu odakları hedef haline getirmiş, destekledikleri iç düşmanı fark etmemiştin. Oysa hepsini tek tek sniperlara vurdursan da, esas düşman ayakta kalacaktı, ve başka yardımcıları çıkacaktı. 

Yüzü olmayan, sesi olmayan, kimliği olmayan figüranlar. 

Daha geriden bir haberci yetişiyor nefes nefese; sana kendi içlerinden bir ses getiriyor: sen de bir figüran olabilirsin bir başka savaşta. 

Bu bilgiyle cephelerin artıyor; hem kendi savaşını savaşmalı, hem figüran olmamalısın asla. 

Büyük bir kahramanlığa soyunuyorsun. Ama güçlü olmak bunu gerektirir zaten...