15 Şubat 2012 Çarşamba

Merhaba,

Gereksiz lambaları kapatanlara, herşeyi ütülemeyenlere, mutfağı küçük ev aletleriyle doldurmayanlara, tasarruf ailede başlar diyenlere, kas gücüne inananlara, yazlık giyinip üşüyünce kalorifer ayarlarlarıyla oynamayanlara, güneş ışığından ve ısısından faydalanan akıllı hanımlara merhaba!


Bir önceki yazıda su tasarrufundan bahsetmiştik, su israfından kaçınmamız gerektiğini hatırlatmış ve bazı ipuçları vermiştik. İsraf ettiğimiz tek şey su değil malesef. Elektrik harcarken daha da hoyrat davranıyoruz, ziyan ettiğimiz enerjiyi göremiyoruz çünkü. Televizyonu kumandadan kapattığımızda yanık kalan o minik kırmızı ışığın farkında değiliz mesela. Evden çıktığımızda açık unuttuğumuz lambanın da farkında değiliz. Suyu sürekli sıcak tutan çay makinesinin neyle çalıştığının da farkında değiliz belki, hm? Diğerlerinden daha ucuz olduğu için aldığımız çamaşır makinesinin her yıkamada ne kadar elektrik tükettiğini kaçımız düşündük? Evin bir köşesinde "ses olsun diye" açık duran televizyonu ne zaman kapatacağız peki?

Arada sırada elektrik kesildiği anda felç olan hayatımızı bir an hatırlayalım. Hiçbir şey çalışmıyor, ısınamıyoruz bile, hatta su da akmıyor. Işık yok, ısı yok, su yok, ocak yok, fırın yok, şarj yok, masaüstü ise bilgisayar yok, telsiz ise telefon yok, kapı zili yok, çamaşır makinesi yok, ütü yok, yok da yok! E elektrik sonsuz mu ki? Yazın en sıcak günlerinde klimaların fazla çalışması sebebiyle elektriğin kesildiği dönemler hep oluyor. Yetersiz enerji yüzünden aralıklarla elektrik verilen zamanlar olmadı mı geçmişimizde? Halen sürekli bu durumda yaşamak zorunda olan ülkeler, şehirler var. Elektrik şu halde hayatımızın can damarı, kullanırken bilinçli olmak, yanlış tutum ve alışkanlıklarımızı değiştirmek zorundayız.

Önce bir buraya bakın (çocuklarınıza da izletin çok eğlenceli bir animasyon eminiz beğenirler) sonra okumaya devam edin...

İzleyip geldiniz mi? Hah, tamam. Şimdi, bir düşünelim ne kadar enerji, özellikle elektrik bağımlısı olduğumuzu... Her şeyi düğmelere basarak halletmeye alıştığımız bir alemde yaşıyoruz artık. Alışverişi bile düğmelerle yapıyoruz. Yazmayı çizmeyi yıkamayı pişirmeyi doğramayı üretmeyi işi gücü halletmek için basmamız gereken düğmeler var. Kötü mü? Zaman kazanıp daha verimli, iyi şeyler yapmak için ise iyi. Teknoloji bu, tabi ki kullanacağız. Ama her işi yapmanın daha teknolojik ve daha kolay bir yolu çıktıkça, bizim işimiz de daha zorlaşıyor aslında. Biz teknolojinin kolaylığını ve hızını talep ederken, teknoloji de bizi talep ediyor çünkü. Çok basit bir örnek: mikser icad edilmeden önce bir ev kadınından misafirine "bir kek çırpıvermesi" beklenmiyordu. Şimdi kek işten bile sayılmıyor, neredeyse ikrama geçmeyecek. Daha zor hazırlanan ikramlıklar gerekiyor takdir edilmek için. Titizlik ve rekabet biz hanımların işlerini zorlaştırıyor. Halbuki aklımızı kullanmak, yaptığımız doğruysa başkalarından etkilenmemek, pratik ve doğal olanı tercih etmek bizim lehimize olacaktır. Mutfaklarımıza bir bakalım: belki senede bir-iki defa kullanacağımız bir sürü alet edevat. Niye? "Bahar Hanım yeni robot almış, ben niye eksik kalayım? Zühal Hanım'ınki bir üst model, bende de olsun. Bilmem neyi doğrama makinesiymiş, alalım belki lazım olur." Halbuki şu mucizevi ellerimizin nelere gücü yetmez! Alet işler el övünür demişler ama, benim elle yaptığım ekmek, makinenin yaptığından daha güzel oluyor! Hem de makine kadar elektrik harcamıyorum! Bu kadar mı peki? Yoo, değil tabi. Sadece mutfakta değil elektrikle çalışan her türlü lüzumsuz alet-edevat. Kendi ellerimizle küçücük çocuklarımıza, yeğenlerimize hediye olarak elektronik oyuncaklar alarak hem sağlıklarına hem zihin gelişimlerine darbe vuruyoruz. Yap-bozlar, ahşaplar, hafıza kartları varken biz ille de elektromanyetik alan oluşturanları makbul sayıyoruz. Hem onlara zarar, her türlü zarar, hem pahalı, hem de gereksiz.

Yanlış anlaşılmayalım şimdi: gelişmelerin karşısında bağnazca durmak aklımızın köşesine bile getirmeyeceğimiz bir iş. Diyebiliriz ki bu yaşımızda biz tekno-nesillerin ilkiyiz. Teknoloji nimetlerini kullanmadan dişimizi bile fırçalayamayız artık, dünya böyle bir dünya. Ama bu "israfta, tüketimde ip kopmuş zaten, ben ne yapabilirim" demek için bir bahane değil. Baştan beri ne dedik: "sadeleşmek" istiyoruz. Dünyanın bir parçası olmak demek sadeleşmek, mütevazileşmek, Allah'ın bize bahşettiği nimetlerin farkında olmak. Gezegenimize, ağzımıza tıktıktan sonra paketini çöpe attığımız abur cubur muamelesi yapmamak yani; evimize saygı duymak. Söylemek istediklerimizi görselleştiren bu harika kısa filmi de izlemenizi şiddetle tavsiye ediyoruz, ki durumumuzun ciddiyetini gerçekten kavrayalım. "Evet ya doğru aslında" gibi içi boş, eylemsiz sözler yerine, işe yarar fiillere dönüşen gerçek tepkiler gösterebilelim. 

Az da olsa bu konuda yapılan çalışmalar, dünyayı kurtarmaya çalışan insanlar var. Mesela "Yeşil Bina"lar inşa etmeye başlamışlar, duymuş muydunuz? Bu binalarda amaç doğal kaynakları en iyi şekilde hem kullanmak hem geri dönüştürmek. Güneş ışığını kullanarak kışın ısıtma yazın soğutma sağlamak, jeotermal enerjiden faydalanmak (zaten özellikle yenilenebilir enerji konusunda söylemek istediğimiz bir sürü şey var, bir yazımızı buna ayıracağız inşallah), ve buna benzer çevre dostu yöntemler kullanmak suretiyle kendi içinde bir ekosistem oluşturan bu binalar, görmeye ve duruşundan ürkmeye alışık olduğumuz gökdelenlere hiç benzemiyor. (bkz. www.yesilbina.com )

İnşallah yakın zamanda bütün yapılar yeşil olur ama, şu anda değil. Yani hal-i hazırdaki evlerimizde hemen başlamamız lazım enerji tasarrufuna. Yapılan bir araştırmaya göre; biraz dikkatle evlerimizde %35 elektrik tasarrufu sağlanabilirmiş. Gereksiz ön ısıtma-ön yıkamayı kaldırmak, herşeyi ütülemek hastalığından vazgeçmek, elektrikli aletler yerine gücümüzün yettiği yerde işleri biraz da kendimiz halletmek, düğmeden kapatmak yerine fişi prizden çekmek... Bunlar tasarrufla beraber sağlığımızı da koruyan çok kolay çözümler. Bunun haricinde; beyaz eşyamızı yenilerken A sınıfı modelleri tercih edebiliriz, buzdolabının kapağını uzun süre açık tutmayabiliriz, evimizi havalandırırken kombiyi kapatabiliriz, hareket sensörlü otomatik lambalar kullanabiliriz, pencere ve kapılarımızın sıkıca kapandığını kontrol edebiliriz (eskiden sünger çekerdi anne babalarımız çerçevelerin etrafına, bilmem hatırlar mısınız), çatımıza en azından bir-iki güneş paneli koydurabiliriz... Gücümüz yettiğince, yaşam tarzımıza göre enerji tasarruf yöntemlerimizi kendimiz icad edebiliriz.

Dünyanın uzaydan çekilen fotoğrafları artık gecenin de gündüz gibi aydınlık olduğunu gösteriyor. Bakması hoş geliyor göze, ışıl ışıl elmaslar saçılmış gibi her yana, ama; geceye, dinlenmeye, Allah'ın örtüsüne ihtiyacımız var. Karanlıkta salgılanan büyüme hormonlarına, derin REM uykusuna, rüya görmeye ihtiyacımız var. Hayatı itişe kakışa koşa koşa değil de, dünyanın dönüşü gibi ağır ağır, ve düzeninde yaşamaya ihtiyacımız var. Değil mi?

Selametle kalınız.


Hatice Abla Köşesi

Evde ekmek yapıyoruz dedik ya, öyle kolayına kaçıp makineye at malzemeleri, üç saat sonra al sana ekmek şeklinde evde "çakma" ekmek yapmaktan bahsetmedik. Onu da yapıyoruz yeri geldiğinde ama eski usul elde yapılan ekmek pek bir lezzetli oluyor. Hatice Abla uzun yıllardır ekmeğini evde, elleriyle yapıyor. Ondan imrendim, ben de kendim yapıyorum artık ekmeği. Önceden çok zor göründü ama aslında öyle değilmiş. Birkaç püf noktası var elin ayarıyla ilgili, onu da birkaç denemede öğreniyorsunuz, sonrası kolay evelallah! Evde maya tarifini bu linkten aldım. Adımları takip edince zaten kolaylıkla ekmeğinizi yapıp afiyetle yiyorsunuz. Şimdi çocuklar okuldan gelince bir dilim ekmek yiyip süt içseler içim rahat ediyor, olması gerektiği gibi beslendiler diye düşünüyorum. Çok çok tavsiye ederim! Afiyet olsun.